ŞEBİNKARAHİSARDA ORDU’LU İDARECİLER

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » ŞEBİNKARAHİSARDA ORDU’LU İDARECİLER
share on facebook  tweet  share on google  print  

ŞEBİNKARAHİSARDA ORDU’LU İDARECİLER

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

 

                                                                                  Sıtkı Çebi*

Selçuklu Devleti, Orta Asya’dan getirdiği askeri tımar sistemini Anadolu’da da uygulamaya koymuştu. Uçlara sevk edilen boyların başındaki beyler aynı zamanda Selçuklu ordusunun bir parçasıydılar. Fakat, bu uç beyleri iç kesimlerdeki tımar sahiplerinden daha farklı bir statüye sahiptiler. Âdeta yarı bağımsız bir şekilde hareket eden bu uç beylerinin çevrelerinde mensup oldukları boy veya aşirete ait güçlerle birlikte bunların kalabalık aileleri de bulunuyordu. Konya Selçuklu  Devletinin Moğollar önünde sarsılması ile uçlara yerleşen bu gazi grupların bağımsız hareket etme eğilimler de artmış; her biri ayrı birer beylik hâline yükselmeye başlamışlardı.

            Trabzon krallığının sınırlarını belirleyen dağlardaki yaylalar hayvanları ile birlikte yarı göçebe yaşayan Türk aşiretleri için verimli otlaklar olduğu kadar güvenli sahaları da teşkil ediyordu. Zengin otlakların bulunduğu dağların Türk aşiretleri tarafından kullanılması bu bölgelere yeni yeni toplulukların da gelmelerine vesile oluyordu. Trabzon Rum krallığı da hudutlarına yığılan bu topluluklarla baş edemiyor, onların yerleşmelerini engelleyemiyordu.

            İşte, Çepniler bu bölgedeki en güçlü Oğuz boylarından biriydi. Onların Sinop, Kastamonu, Samsun, Ordu, Giresun, Gümüşhane’den Yozgat’a kadar olan bölgede ayrı ayrı topluluklar hâlinde bulunmaları Selçukluların büyük boyları parçalayarak uçlara sevk etme ve oralarda yerleştirme siyasetlerinin bir sonucu idi.

Aşiretler hâlinde 14.yy ve 15.yy da Sıvas’ın kuzeyinden Sinop ve Giresun’a kadar olan bölgede faaliyet göstermiş olan gazi uç beylerinin hizmetinde olan Çepniler yeni yeni yerleşme bölgelerinin açılmasında ve iskânında büyük gayretler göstermişler; daima Trabzon Rum devleti sınırlarında yaşamışlar ve sürekli olarak da bu sınırları geriye doğru itmeyi başarmışlardır.[1]

            Anadolu’da Selçuklu hakimiyetinin Moğol istilasıyla zayıflayıp çöktüğü (1256-1308)dönemde uç beylerinin emrinde Trabzon Krallığı sınırlarının geriye çekilmesini temin eden Çepniler, Selçuklu gücünün ortadan kalktığı ve cephe gerisinde Moğollar’a ve hatta birbirlerine karşı mücadele içinde bulunan bazı beyliklerin ortaya çıktığı dönemde, yine de yerleştikleri yerlerde varlıklarını devam ettirmeyi başarmışlardır.

            1301 tarihinden itibaren Giresun topraklarında gördüğümüz Çepniler, XIV. yüzyıl boyunca Trabzon Devleti sınırlarında bazen yarı bağımsız, bazen Bayburt, Erzincan, Şarkî Karahisar, Sivas ve Canik bölgelerinde hüküm süren beylerle ittifak hâlinde; çoğu zamanda tamamen müstakil bir şekilde yaşamışlar. Trabzon Krallığı sınırlarını XIII. yüzyılın son çeyreğinde, olandan daha yavaş bir şekilde de olsa, geri itmeye başararak yeni topraklara yoğun bir şekilde yerleşmişlerdir. XVI. Yüzyıla ait kaynaklarda, Trabzon’un güney ve güney batısı ile Giresun’un doğusunda yer alan bölgenin Çepni ismiyle adlandırıldığı, Trabzonlu Mehmet Aşık Efendi’nin “Menazir’ül Evalim” adlı eserinde, Trabzon’un güney ve batısındaki dağları Çepni dağları olarak adlandırdığı; Çepnilerin bu bölgedeki yoğun yerleşiminin ve etkinliklerinin ilerideki yüzyıllarda bile devam ettiği görülmektedir.[2]

Çepnilerin  Trabzon ve Giresun bölgelerinde güçlü bir şekilde yerleşmiş olmaları karşısında, bu Türk topluluğunu ortadan kaldırmak için Trabzon Rum Devleti bazı hazırlıklara girişmişti. Kral III. Alexsius 1380 yılı Şubatı’nda, Harşıt vadisinin güney ucunda yerleşmiş olan Çepnilerin üzerine bir sefer düzenledi. Kralın hedefi, Çepnilerin kışlaklarının bulunduğu Kürtün bölgesi idi.[3]

Kralın ordusu Suma Kale ile Kürtün’ün doğu kısmındaki dağlık bölgelerde oturan Çepnilerin bu yerleşim sahalarını baskına uğratmış, büyük bir katliam yaparak çevreyi baştan başa ateşe vermişti. Baskını haber alan Çepniler, süratle toplanarak istilacılara karşı şiddetle karşı koymağa başladılar. Çepnilerin kışlaklarını yok etmek isteyen Trabzon kralı, bu sert karşı koyma karşısında, bir hayli de zayiat vererek, güçlükle Trabzon’a dönmüştür.

Çepniler, bu olaydan sonra bölgedeki irili ufaklı bütün kaleleri teker teker ele geçirdiler ve bütün bölgeyi gazi dervişlerin önderliğinde iskân ettiler.

            Harşıt vadisi boyunca yerleşmiş olan Çepniler, Şarkî Karahisar Beyi Çobanlı Şeyh Hasan-ı Küçük’le birlikte Trabzon üzerine yürümüşler, krallığa korkulu anlar yaşatmışlardır.[4]

Osmanlılar 1461’de Trabzon’u fethettikten sonra bölgeye tamamen hâkim olmuş ve buradaki Çepni Beyliğini de ilhak etmişti. Çepni Beyliğinin merkezi Kürtün olup Harşıt vadisinin doğu ve batısındaki topraklarda kurulmuş ve Osmanlıların bu bölgeye hâkimiyetinden önce de bu yörede varlıklarını sürdürmüşlerdir. Giresun ve havalisi de bu merkeze bağlı idi. 1515 tarihinde Çepni vilâyetine  52 köy, 26 yaylak ve 10 kadar mezra bağlıydı.[5]

OSMANLI DEVLETİ ZAMANINDA ŞARKî KARAHİSAR’IN İDARî DURUMU

            Şarkî Karahisar, 1514 yılında Trabzon sancağı ile birleştirilmiş ve yeni kurulan bu sancağın idaresinin başına da Yavuz Sultan Selimin Baş Mira horu Bıyıklı Mehmet Bey getirilmiştir.[6]

 Şarkî Karahisar 1798 tarihinde Sivas’a bağlı bir sancak merkezi idi. Bu yıl içinde Erzurum vilâyetine bağlandığını tespit etmekteyiz. Ancak, 1805 tarihinde Erzurum’dan idarî olarak ayrılan Şarkî Karahisar tekrar Trabzon Livasına bağlanmıştır.[7]

            Bu tarihlerde Ordu (Bayramlı ve Bucak ) ve yine Orduya bağlı Hapsamana (Gölköy) nahiyeleri de Şarkî Karahisara bağlıydı.[8]

            Trabzon eyaletinin merkezi olan Trabzon kenti 1846-1847 yıllarında canik, Karahisar-ı şarki, Ünye ve Trabzon merkez olmak üzere adı geçen sancaklardan meydana gelmekteydi.[9]

            1855-1856 yılına ait Salnamelerde Şarkî Karahisar’ın Trabzon eyaletine bağlı Liva olduğu bilinmektedir.[10]

            Şarkî Karahisar 1865’de yapılan vilâyet teşkilatlanmasında bu defa Trabzon dan ayrılarak Amasya ve Tokat’la birlikte yeniden Sivas vilâyetine bağlanmıştır. Daha önce Şarkî Karahisar’a bağlanmış olan Giresun ve Ordu kazaları da buradan ayrılarak Trabzon’a bağlanmıştır.[11]

            Şarkî Karahisar 1865’de tanzim edilen yeni iller teşkilâtlanmasından sonra 1877 tarihinden itibaren 1923 yılına kadar Sivas vilâyetine bağlı bir sancak olarak idare edilmiştir. I. Dünya Savaşında müstakil Liva olan Şarkî Karahisar 1923 yılında vilâyet hâline getirildi. Ancak bu idarî durum fazla sürmemiş ve Şarkî Karahisar 1933 yılında kaza yapılarak Giresun iline bağlanmıştır.[12]

            Milli mücadele yıllarında Mesudiye kazası vilâyet olan Şebinkarahisar’a bağlı idi. 4 Nisan 1921 tarihinde Ordu ve Giresun kazaları müstakil sancak hâline getirilmişti. Mesudiye kazası bu dönemde Şebinkarahisar’a bağlı kalmıştır.

            Şebinkarahisar’ın Osmanlı Devleti döneminde önemli bir sancak olduğuna dair muhtelif vesikalara rastlamaktayız. Bunlardan H.1212, Miladi 1796 tarihli bir fermanda “ III. Selim tarafından Şarkî Karahisar sancağı kadılarına gönderilen bir fermanda sene içinde teçhiz edilen donanma takımlarının ikmali için taşra kazalarından Ordu kazası da dahil olmak üzere mürettep bayrak neferlerinden geri kalanlarının sevki hususu belirtilmektedir.[13]

            Yine III. Selim’in 1806 tarihinde Karahisar-ı şarkî kadısına gönderdiği bir fermanda “Donanma kalyonları için Ordu kazalarından tertip edilen 150 nefer kalyoncunun acele gönderilmeleri emredilmiştir.[14]

            Şarkî Karahisar’da Vazife Yapan Ordulu Devlet Adamları

            Ordu kazası, mülki idare bakımından uzun yıllar Şarkî Karahisara bağlı kalırken burada da bazı Ordulu idareciler vazife yapmışlardır. Bu kişilerden bazıları Osmanlı Devletinin önemli makamlarında da vazife yapmışlardır.

            1771 yılında Karahisar-ı şarki de mütesellim olarak Canikli Hacı Ali Paşanın vazife yaptığını görmekteyiz. Aynı zamanda Trabzon ve Amasya mutasarrıfı, Canik muhassılı olan Canik’li Hacı Ali Paşa devletin çeşitli kademelerinde aile olarak çeşitli vazifelerde hizmette bulunmuşlardır. Hacı Ali Paşa, devrin padişahının Kapıcıbaşılarından Fatsalı Çubukçuoğlu ailesinden Ahmet Ağa’nın oğludur. 1720 yılında İstanbul’da doğmuştur. Canikli olarak anılan bu zat, İstanbul’da doğup büyümesine ve tahsilini de orada yapmasına rağmen gençlik  yıllarında babasının memleketi olan Canik havalisine gelerek çevreyi tanımış ve kendisine geniş bir muhit edinmiştir. Ağabeyi Süleyman Paşa Canik muhassıllığından Trabzon valiliğine tayin olunca, onun yerine 1765 yılında Canik yani Samsun Muhassıllığına tayin edilmiş bu suretle devlet kapısında ilk defa bir vazife alınmıştır.

            Osmanlı Devletinde genel olarak vergileri toplamakla vazifeli olan muhassıllar aynı zamanda oturdukları sancakların idaresinden de sorumlu idiler. 1768 tarihinde başlayan Osmanlı- Rus savaşında başarılı hizmetleri görülen Canik’li Hacı Ali Bey savaş sonra paşalığa yükseltilmiş ve kendisine Samsun’dan başka Amasya, Tokat, Trabzon, Sivas ve Erzurum valilikleri de (1769-1770) verilmişti.

            Bu yıllarda Canik’li Hacı Ali Paşayı Şarkî Karahisar’da da vazife yaparken görmekteyiz. Boğdan seferine iştirak etmek durumunda kaldığı için, Şarkî Karahisar’a 1776 tarihinde mütesellim olarak aynı zamanda Kapıcıbaşı rütbesine haiz oğlu Hüseyin Battal Paşayı bırakmıştır.

            Hüseyin Battal Paşa: Şarki Karahisar’da bulunduğu sırada Ordu şehrinin 4. km. güneyinde ve XIV: yüzyıl başlarında Bayramlı adıyla kurulmuş olan yerleşim yerindeki caminin onarımını yatırtmış, bu tamir hadisesi caminin giriş kapısındaki kitabede (bazı yazılar silinmiştir) şöyle ifade edilmektedir. “... karahisar-ı Şarkiye..., inayetle bu diyara, ki yari Mir Hüseyin battal bin el hacı Ali Paşa, İmaret kıldı bir mescidi cedid” sene 1197.[15]

            Şarkî Karahisar’da 1786 tarihinde bu defa Hüseyin Battal Paşanın büyük oğlu Hayreddin Ragıp Paşayı mutasarrıf olarak görmekteyiz Uhdesinde Canik sancağı olduğu halde, şarki karahisar’da da vazife yapan Hayreddin Paşa burada 5 yıl kaldıktan sonra 1790-1791 de Amasya’ya tayin olmuştur. Ragıp Paşa, Trabzon valisi Sarı Abdullah Paşa ile birlikte Ruslara karşı Anapa kalesini savunmayla vazifelendirilmişlerse de bu kaleyi gereği gibi koruyamadıkları gerekçesiyle cezalandırılmışlardır.

            Karadeniz havalisinde Canikli ailesinin vazifeli olduğu yıllarda özellikle halkın hoşnutsuz olduğunu görmekteyiz. Mesudiye Subaşısı Salih Ağa,kethüda Vali Pehlivan’ın Ağrılı Keloğlu Hacı Çolak’ın, Hüseyin Battal Paşa tarafından öldürülmeleri hadisesi bu hoşnutsuzlukla ilgili olmalıdır.[16]

            Tayyar Mahmut Paşa: Canikli Hüseyin battal Paşanın oğlu olan Tayyar Mahmut Paşa 1800 tarihinde Trabzon valiliği, Amasya muhasıllığı ve aynı zamanda Şarki karahisar mutasarrıfı olarak vazife yapmıştır.[17]

            Tayyar Mahmud Paşa’nın III. Selim’in tahttan indirilmesinde hatta öldürülmesinde rolü olduğu iddia edilmektedir. Babası Hüseyin Battal Paşanın ölümü üzerine çok genç yaşta Trabzon valiliğine tayin edilmiştir. Tayyar Paşanın ilme ve kültüre önem veren bir kişiliği vardı, ancak III. Selim’in başlatmak istediği yenilik hareketlerine karşı çıkmış ve çıkabilecek sıkıntıları dile getirmiştir.

            Karadeniz Bölgesinde geniş bir bölgenin valiliğini yapan ve Canikli Ailesi mensubu olarak da hakkında iyi düşünceler bulunmayan Tayyar Mahmut Paşanın ,daha fazla tehlike yaratmaması için,susturulması gerektiğine inanan Saray,ilk önce uhdesindeki valilik, mutasarrıflık gibi vazifelerin alınmasına karar verdi. Bundan sonra da, kendisinin derhal Trabzon’dan ayrılarak İstanbul’a gelmesi emredildi.

            Fakat, Tayyar Mahmut Paşa İstanbul’a çağırılmakla başına gelecekleri tahmin eylediğinden, bu emre uymayarak, 1805 tarihinde evvela Sohum Kalesi’ne oradan da Kırım’a giderek dedesi Hacı Ali Paşa ve babası Hüseyin Battal Paşanın yıllar önce yaptıkları gibi Kırım Hanı’na sığındı.

            Tayyar Mahmut Paşanın lll.Selim’e olan kini yıllar öncesine dayanıyordu. Canikli ailesi olarak düşmanı oldukları Yozgat’taki Çapanoğlu ailesine III. Selimin teveccüh göstermesi ve ağabeyi Hayrettin Ragıp Paşanın Amasya mutasarrıfı iken öldürülmesi ve babasına karşı yapılan baskı ve tehditlerden kaynaklanıyordu.

            Tayyar Mahmut Paşa Kırım’da bulunduğu sırada Kabakçı İsyanı çıkmış ve lll.Selim 1807’de tahttan indirilerek yerine lV.Mustafa çıkarılmıştı. Yeni padişah lV.Mustafa da lll.Selim’in yapmak istediği yeniliklere karşı olduğundan Kırım’a kaçan Tayyar Mahmut Paşanın İstanbul’a dönmesine engel olmamış;  tam aksine ona tekrar vezirlik payesi vererek Trabzon Eyaleti Valiliği’ne tayin etmiştir. Ayrıca canik Şarki Karahisar sancaklarının idaresini de yeniden Tayyar Mahmut Paşaya da tevcih etmiştir.

            Padişah lV.Mustafa, bu kadarla yetinmeyerek tayyar Paşaya 1807’de Osmanlı Devleti’nde sadrazamdan sonra gelen büyük bir makam olan “Sadaret Kaymakamı” makamını da vermiştir.

            lV.Mustafa’nın sadrazamına hitaben Tayyar Mahmut Paşa’ya tevcih ettiği Sadaret Kaymakamlığı vazife ve yetkisine dair fermanında  Şarki Karahisar  sancağının da adı geçmektedir. Bu fermanın ilgili bölümü şöyledir:

                        “Benim başkumandanım!...

            ...Sana tabi olmak şartıyla Tayyar Paşa’yı padişahlığıma ait kata kaymakam tayin  eyledim. Ve sana uymasını herhalde emirlere uygun davranışta bulunmasını tembih ettim. Tayyar Paşa da fermanıma uygun hareketi büyük gayret ve bağlılığını taahhüt edip mevkii yüksek olan sen yüksek makamınıza gelinceye kadar hizmette bulunmak ve sen geldikten sonra da kendisine makamının bir hediyesi olan Canik ve Karahisar-ı Şarki sancaklarının gelirleri tespit olunmuş hazine mallarının yarısı kendisine maaş olmak üzere çıkarılarak ve affını dileyerek Anadolu’nun sol kolunun askeri hizmetlerinde vazifelendirilmesini rica eylediğinden senin yanına gelinceye kadar emir saltanatıma yakışacak tarzda hizmet ederse büyük sözüm üzere onu Anadolu sol koluna tayin edeceğim.”

Bu vesile ile buradaki “sol kol” tabirini de açıklayalım:

Osmanlı devleti tarafından İstanbul merkez olmak üzere Anadolu istikametinde üç ana yol tespit edilmişti. Sağ,sol ve orta kol olarak Anadolu içerlerine uzanan bu anayollardan sol kol; Ladik-Niksar-Şarki Karahisar-Aşkale-Erzurum istikametinde ilerlemekte idi.[18]

            Yukarıdaki fermanla Tayyar Mahmut Paşa’ya Anadolu’nun  sol kolundaki bölge Yani ailece düşman oldukları Sultan Selim taraftarı Yozgatlı Çapanoğlu ailesinin bulunduğu bölgeler verilmiş  oluyordu. Ancak Çapanoğlu Cabbarzade bu karara karşı çıkmış,Tayyar Mahmut paşa hayatta olduğu müddetçe bölgelerinden asker vermeyecekleri tehdidiyle bazı Anadolu ayanlarını da yanlarına alarak sadrazama müşterek bir mektup yazmışlardı.

            Tayyar Paşa’yı (sadaret kaymakamı) unvanı ile kendisine ve ailesine karşı tehlikeli bir rakip gören sadrazam Çelebi Mustafa Paşa da bu mektuptan yararlanarak Tayyar Mahmut   Paşa’nın aleyhinde birtakım hazırlıklara girişti.

            Osmanlı Devleti’nde III. Selim gibi büyük bir padişahın öldürülmesi olayına karıştırılmak istenen Canikli ailesinin bu son devlet idarecisi 1808 yılında azledilmiş ve Rumeli’de oturmaya mecbur kılınmıştır. Kısa bir süre sonra da IV. Mustafa’nın bir fermanıyla idamına karar verilmiştir.

            Bu idam kararı Alemdar Mustafa Paşa tarafından yerine getirilecek Canikli ailesinin Osmanlı Devleti’ndeki  idarecilikleri de böylece sona erecektir.

            Bu vesile ile şunu da belirtmek istiyoruz. Ordu şehrinde halkın “Orta Cami” adını verdiği Atik İbrahim Paşa Camii’ni yeniden yapılırcasına 1800 tarihinde tamir ettiren Tayyar Mahmut Paşa’dır. Paşa bu tamiratı yaptırırken Şarki Karahisar sancağında mutasarrıf idi.

            Tarihi bir benzerlik olarak şu husus dikkati çekmektedir:

            Canikli Hüseyin Battal Paşa Şarki Karahisar mutasarrıfı iken Ordu’daki Bayramlı Camii’ni, oğlu Tayyar Paşa da yine Şarki Karahisar mutasarrıfı iken Ordu şehrindeki Orta Camii (müceddeden)tamir ettirmişlerdir.

            Ordu şehrindeki Orta Camideki kitabede Tayyar Mahmut Paşanın adı şöyle geçmektedir.[19]

”Tayyar Mahmut Paşa’ya ger muin oldu Huda her zaman

Fukara duasına mazhar oldu Sultan Selim Han

İki alemde medetin olsun âlâ ve ömrün ûla

Himem-i devlet bu camii şerifi mücedded eyledi

Bina ve ihya.”    (1216)

Tayyar Mahmut Paşa Ordu kazasında 1784 tarihinde ilk kütüphane kuran şahıs olup bu kütüphanede yüz otuz elyazması kitap bulunmakta idi.[20]

5)Canikli ailesinin Hacı Ali Paşa,oğlu Hüseyin Battal Paşa,diğer oğlu Hayrettin Ragıp Paşa torunu Tayyar Mahmut Paşa gibi,Ordu’nun da Kaza olduğu devirlerde uzun yıllar bu sancağa bağlı bulunduğunu yukarıdaki bölümlerde açıklamaya çalıştık.

Şarki Karahisar’da,son olarak bir başka Ordu’lunun bugünkü  Perşembe ilçesindeki,Vonalı Rıfat Beyin 1919 yılında ‘Mutasarrıf Vekili olarak  vazife yaptığını görüyoruz.

Rıfat Bey,Koylu Hisar Kaymakamı iken buraya Mutasarrıf Vekili olarak tayin edilmiştir. Soyadı Vona olan bu zat zamanında Şebinkarahisar’da ilk defa Müdafaa Hukuk Cemiyeti kurulmuştur.[21]

Vonalı Rıfat Bey, 1924 yılında Ordu Sancağı’na Vali Vekili olarak atanmış, Atatürk’ün 1924 yılı Eylül ayında yaptığı Karadeniz gezisinde,Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı bu sıfatıyla karşıladıktan sonra, valiliğe asaleten tayin olunmuştur.

 Şebinkarahisar’ın Ordu bölgesi ile olan bir başka bağlantısı da eşkıya çeteleri konusudur. Milli Mücadelenin en sıkıntılı geçen günlerinde, Şebinkarahisar yöresinde de ,birçok Rum,Ermeni ve asker kaçaklarından eşkıya çeteleri türemişti. Bu çetelerden biri ,Ordu’nun Vona Nahiyesinden Soytarı Oğlu İsmail Çetesi idi.

Soytarı oğlu çetesi, Şebinkarahisar bölgesine kadar gelerek bu yörelerde de bir takım olaylara karışmaktaydı.

1922 yılı başlarında,bu çetenin ortadan kaldırılması için; Şebinkarahisar Jandarma Taburu ile birlikte,sivillerden teşkil olunan Milis efradının başında takibe çıkan Mutasarrıf ile mahiyeti Ordu’nun Çambaşı yaylasında çetenin kurduğu pusuya düşmüştü. Bu pusuda Livanın doktoru ile birlikte 10 kişi de vurulmuş;mutasarrıfla birlikte takip müfrezesinin bir kısmı çetenin eline düşmüştü. Ancak Soytarı oğlu gerek mutasarrıfa ve gerek yanındakilere hiçbir kötülükte bulunmamış; aksine,saygı göstererek hepsini serbest bırakmıştır.[22]

Soytarı oğlu,aynı yıl çetesinden ayrı kalan birkaç kişiyle birlikte Ordu’nun Ulubey nahiyesinde hükümete teslim olmuştur.

7)Şebinkarahisar Sancağı’nın ,Ordu’nun kaza olduğu yılara ait bağlantılarıyla Soytarıoğlu çetesinin Milli Mücadele yıllarına ait faaliyetlerinin dışında,bu defa,bütün Ordu ili halkının unutamayacağı bir olaydan ve şahsiyetten bahsetmek istiyoruz.

Bu olay,Ordu’nun müstakil sancak olma olayıdır ve bunun öncüsü de Şebinkarahisar sancağını Büyük Millet Meclisi’nde mebus olarak temsil eden Mesudiyeli Serdarzade Mustafa Beydir.

Serdarzade Mustafa Bey,II. Meşrutiyetin ilanından sonra kurulan Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda ,Şarki Karahisar Mebusu olarak bulunmuştur.

Bu defa, 23 Nisan 1920’de,Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nde yine Şarki Karahisar Mebusu olarak yapmaktadır.

Meclis açılmış,1920 yılının 30 kasım günü,meclisin 106. toplantısı yapılmaktadır. O gün,Büyük Millet Meclisi’ne bir mazbata sunulmuştur. Bu mazbatada:

‘Giresun,Tirebolu ve Ordu kazalarından mürekkep merkezi Giresun olan müstakil Livanın teşkil edilmesi talep olunmaktadır.

O tarihte Ordu ve Giresun birer kaza durumunda idiler ve Trabzon Vilâyeti’ne bulunuyorlardı.

Bu talep,encümenlerden –teklif edildiği şekilde- hiçbir değişikliğe uğramadan aynen çıkmış;hazırlanan (esbabı-ı mucibe)layihasıyla  birlikte Büyük Millet Meclisi’nin tasvibine sunulmuştur.

Her şey tamam gibiydi...

Giresun müstakil bir Liva,diğer adıyla Sancak olacak; Ordu Kazası da bu yeni sancağa(kaza olarak) bağlanacaktır. Karar;meclisin 30 Kasım günlü toplantısında verilecektir. Ancak,Dahiliye Encümeni mazbatasında bu teklif,(tek) muhalife karşı kabul edilmiştir. Mazbataya muhalefet şerhini koyan ise,Şarki Karahisar Mebusu Mustafa Beydir.

İşte,bu(muhalifin)kelimesi,Ordu’nun idarî tarihinde bir dönüm noktası teşkil edecek;Mustafa Bey, Ordu Kazası’nın müstakil Sancak olmasına öncülük yapan şahıs olarak,biz Orduluların kalbinde ebediyen yaşayacaktır.

Şarki Karahisar Mebusu Mustafa Bey, aslen Mesudiyeli olup, Serdarzade ailesine mensuptur. Meclisteki müzakerelerde bu takrire neden karşı olduğunu açıklarken,kendisine birçok tarizlerde bulunulmuş fakat,o hiçbir şekilde görüşlerinden vazgeçmeyerek,Giresun’un ayrı, Ordu’nun ayrı birer müstakil Sancak yapmalarını savunmuştur. Neticede,bunda da muvaffak olmuştur.[23]

Büyük Millet Meclisi’nde alınan bu karara göre, 4 nisan 1337 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak 69 sayılı kanunla:

‘Merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağı’na merbut Fatsa ve Ünye kazalarının rapt ve ilhakı suretiyle Ordu Müstakil Livası teşkil olunmuştur.’

Aynı tarih 68 sayılı kanunla da.

‘Merkezi Giresun olmak üzere Tirebolu, Görele kazaları ile Karahisar-ı Şarki Sancağı’na merbut Kırık Nahiyesi ilhak edilmek üzere Giresun Müstakil Livası teşkil edilmiştir.

1924 yılında çıkarılan 71 sayılı Anayasanın 89. maddesine göre (Sancak) adları (Vilâyet) olarak değiştirildiğinden, Ordu ve Giresun (Vilâyet) adı altında Mülki İdare içinde yerlerini almışlardır.

Ordu’nun (Kaza) olmaktan çıkarılarak vilâyet yapılmasında büyük gayretleri görülen başta,Mesudiyeli  olup Karahisar-ı Şarki Mebusu  sıfatıyla davasını büyük bir cesaretle ve sabırla savunan Serdarzade Mustafa Bey olmak üzere meclis müzakerelerinde kendisini destekleyen yine Karahisar’ı Şarki Mebusu olan Memduh Bey’i, Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’i ve bu vesile ile Büyük Millet Meclisi’nin  I. Devresinde ,Giresun ve Ordu’yu ayrı ayrı iki vilâyet yapan bütün meclis üyelerini minnet,şükran ve rahmetle anıyor,bu kürsüden bir Ordulu olarak  bana bu tarihi olayı anlatma imkanı verdiğiniz için hepinize en içten şükran ve saygılarımı arz ederken;

Bu tarihi şehrimizi gelecek yıla kadar tekrar Şebinkarahisar İli’nin merkezi olarak görmeyi arzuladığımızı da en samimi duygularımla belirtmek istiyorum. Şebinkarahisar sempozyumuna gayretleri geçenleri kutluyor ve  bu gibi çalışmaların devamını beklediğimizi ifade etmek istiyorum.  

 

 

 

           

           

 



*     Araştırmacı  Yazar

Mehmet Bilgin,”Giresun Bölgesinde Türkmen Beylikleri ve İskan Hareketleri” Giresun Tarih Sempozyumu, İstanbul 1996, s.101-102

[2]  M. Bilgin, a.g.e., s.103

[3]  M. Bilgin,a.g.e.,  s.103

[4]     M. Bilgin, a.g.e., s. 104

[5]     İlhan Şahin, “Giresun Bölgesinde Konar- Göçerlerin İzleri”, Giresun Tarih

       Sempozyumu, İstanbul 1996,  s. 113

[6]     Faruk Sümer, Tirebolu Tarihi, İstanbul 1992, s.67

[7]     Ali Rıza Atasoy, Tokat- Reşadiye İlçesi Halk Kitabı, Ankara 1950 s. 67

[8]     H. Tahsin Okutan,Şebinkarahisar Tarihi, Giresun 1949, s. 174

[9]     I. Tarih Boyunca Karadeniz Kongresi Bildirileri, Samsun 1986, s.192

[10]    F. Sümer, a.g.e., İstanbul 1992, s. 128

[11]    H. Tahsin Okutan, a.g.e., s. 177

[12]    H: Tahsin Okutan, a.g.e., s. 26

[13]    Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Fermanlar Katalogu,  I. Fasikül,No: 879

[14]    Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi Fermanlar Katalogu,   I. Fasikül,No: 919

[15]    Sıtkı Çebi, Ordu Tarihi ve 50. Yılda Ordu Şehri, Ordu 1973, s. 57

[16]    H. Tahsin Okutan,  a.g.e.,  s.171-172

[17]    H. Tahsin Okutan,  a.g.e.,  s. 173

[18]    Yusuf Halaçoğlu, XIV-XVII Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Ankara 1995,  s. 165

[19]    Sıtkı Çebi, a.g.e.,  s. 58

[20]    Sıtkı Çebi, Ordu’da Osmanlı Devri Kitabeleri (Basılmamış Eser), s. 43

[21]    H. Tahsin Okutan,  a.g.e., s. 210

[22]    H. Tahsin Okutan,  a.g.e.,  s. 215

[23]    Türkiye Büyük Millet Meclisi Tutanakları, C.I,  s.142


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this