ŞEBİNKARAHİSAR FOLKLORU ÜZERİNE

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » ŞEBİNKARAHİSAR FOLKLORU ÜZERİNE
share on facebook  tweet  share on google  print  

ŞEBİNKARAHİSAR FOLKLORU ÜZERİNE

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

Ali KARADENİZ*

           

            Bildirime “folklor” adlandırmasıyla başladım. Zira “Halk Bilimi” manasına gelen bu kelime: Halkın yaşadığı bütün kültürel özellikleri kapsaması itibarı ile önemlidir. Şebinkarahisar, kıyı ve iç bölgelerin geçişinde bulunan, göç yolları üzerinde eski bir yerleşim merkezidir. Yani her yönden etkilenen ve etkileyen önemli bir merkezdir. Özellikle! “Anadolu Mozaiği” benzetmesiyle içinde yaşadığımız çevre, geleneklerimiz, taşıdığı izlerle “Türk” dışı etmen ve etkilerle oluşmuştur iddiaları, zihinlerimizi karmakarışık etmektedir.

Çıkış noktamızı oluşturan bu iddialar bizim yaşadığımız coğrafyada ve taşıdığımız kültürde acaba bu söylenenler doğru olabilir mi sorusuna  karşılıktır. Biz de, Şebinkarahisar’ı “göçebe kültüründen” (Nomad Kültürü) bugünkü medeniyet çağına taşıyan nesillerin izlerini takip ederek, “Türk” izlerini, gelenekler içersinde aramaya çalıştık. Bunları, Karahisar denildiğinde akla gelen “Tamzara-Avutmuş” ayracında ve önceden yapılmış tespitlerde aradık.

Bildirimiz içinde; Şebinkarahisar’da:

·         Oyunlar ve müzik yapılarını

·         Oturak eğlenceleri ve çalgılarını ve buna benzer, bulabildiğimiz diğer özellikleri sıralamaya çalışacağız.

1. inceleme bölgesi olarak “Tamzara Mahallesini” seçtik.

Şebinkarahisar’ı dolaştığımızda elde ettiğimiz bulgular asırların katkı ve körletişine direnerek oldukça saf kalmıştır. Tamzara Muhtarı Cemal Kütükçü:[1]

            -Bizde Horon oynanır. Efeler oynanır (Düzgayda oynanır) Tamzara oyunu vardır. Tamzara oyunun kendine ait gaydası vardır.

Muhtarın yaptığı tasniflerle, hemen sahildeki horon (2/4 zamanlı) ve karşılama (9/8 zamanlı) müzikal yapılarla aynıdır.

-Tamzara’da bizim oyunlarımızın yanında, oturakta[2] söylenen türkülerimiz vardır. “Sedirkenarı” havası olarak derlenen “Bülbülü Tuttum da Güle Bağladım”[3] oturakta söylenen bir türküdür. Tamzara türküsü (uzun hava) ise; Tamzara’da birini vurdular. Firenk (Firek) suyunda-Tamzara girişinde. Aynı havanın “Firenk suyunda vuruldum” diyen sözleriyle bu bellidir.”

-Oturak aleminin son deminde kafalar tam demlendiğinde ise;

            “Ey hamamcı bu hamama güzellerden kim gelür

            Ne bileyim beyefendi günde yüzbin can gelür

            Ah Adıney ley ley leylim bir danem bir de sen iki danem yar yar yar.

            Sofular haram demişler bu aşkın badesine

            Ben doldurur ben içerim günah da benim, sevap ta benim kime ne”

 

            -İşte oturak bu havalarla sona ererdi. Eskiden 3-4 gün dedelerimiz oturak yaparlarmış. Ekinler ekilirken; erkek ve kadınlar karşılıklı türkü söylerdi. Yaşla ilgili türkülerimiz vardı”[4] (Anadolu ve Orta Asya Halk Müziğinde bu destanların örnekleri çoktur)

Anlatılanların yorumlanmasında:

·         Türk geleneği olarak çalgılı-sözlü[5] oturak sefası-zevki ya da aleminin, bu bölgelerimizde hala devam ettiği aşikardır.

 

·         Bütün Karadeniz Türkmenlerinde olduğu gibi Horon burada da devam etmektedir.

 

·         Karadeniz bölgesinin, doğu, iç ve Güneydoğu bölgelerimizdekine benzer uzun hava söyleme geleneği burada devam etmektedir.

 

·         Oturak türkülerine “Sedirkenarı havası” benzetmesi yapılması dikkat çekicidir. (Selahattin Erdal, Bülbülü Tuttum da Güle Bağladım) Bu tanım bir dinlence ruhunu canlandırmaktadır.

 

·         Türk halk müziğinin doğuş gelenekleri, bu bölgemizde aynen olduğu gibi devam etmektedir.

 

·         Oturakta söylenen türkülerin ve eğlence geleneğinin bir gidişi olduğu, kurallara bağlı olarak devam ettiği görülmektedir.

Tamzara bölgesinde görüştüğümüz Hakan Çakmak:[6]

            -Bizim buradaki çalgılarımız ve musikimiz, geçiş bölgesinde olduğumuz için hem Giresun’dan ve hem de İç Anadolu bölgesinden etkilenmiş ve benzerlikler göstermektedir.

            Yine Halk Eğitimi müdürü Haluk Akpınar:[7]

-Bizim bölgemizde, Bağlama, Kemençe, Klarnet, Cümbüş ve oyun müziklerine eşlik etmek için Davul-Zurna kullanılmaktadır. Düğünlerimiz, eskiden 3 günlük öküzün yiyecekleri hazır edildikten sonra başlardı. Kadınlarımız, düz horon ve efeler dediğimiz oyunları oynarlardı. Kemençemiz Karadeniz kemençesidir. Bizim burada, İsolo (Karahisarın köyü), köyüne ait horon türkülerimiz mevcuttur. Kadınlarımız eğlencelerinde def çalarlar (def çalan kadın-ebe kadın) ve oyunlara eşlik ederler.

            Anlatılanlara göre;

·         Şebinkarahisar bir geçiş bölgesinde olduğu ve Giresun ile İç Anadolu benzerliğinin doğal olarak olabileceği,

·         Bölgede Bağlama, Kemençe, Cümbüş, Klarnet, Davul, Zurna çalındığı,

·         İsolo köyünün de folklorik zenginliğinden bahsediliyor.

·         Kadın oyunları “Düz Horon”, “Efeler” olarak da tasnif edilmiş,

·         Kadınların kendi aralarında eğlendiklerini ve “ebe kadın” diye eğlenceyi yöneten birini görevlendirdiklerini tesit ettik.

Şebinkarahisar’da, oyun ve eğlencenin köklü bir geleneği olduğu görüşme yaptığımız şahıslardan edindiğimiz intibalarla hemen hissedilmektedir 6.5.2000 tarihinde, belediye (düğün-toplantı) salonunda, katıldığımız 3 Mayıs "Türkçüler Günü” kutlamaları esnasında yaptığım gözlem enteresandır.[8]

            Sahnede, türkü söyleyen sanatçı “horon” türküleri söylemeye başladı ve hemen genç delikanlılar pistte kol kola girdiler ve horon oynamaya başladılar, üstelik sekmeden, hata etmeden. Giresun’da, Espiye’de, Tirebolu’da, Dereli’de, Ordu’da, Trabzon’da, Rize’de ve hatta Artvin’de oynanan horon gibi. Titreyerek, alaşağı yaparak, Zeybek gibi çökerek, Bar gibi dikilerek...

            Bu tablonun oluşumu öyle çok da kolay değildir. Milletin oluşum çizgisinden çekilip, süzülüp gelmiştir. Neyse, biz yaptığımız söyleşiye dönelim:

            Tamzara mahallesi sakinlerinden Orhan Kütükçü’9nün anlattığına göre;

            -Biz burada, Ermeni ve Rumlarla, eski zamanlarda beraber yaşıyorduk. Ancak bunların sayıları çok değildi. Bir zaman sonra mübadele ile nüfusların hepsi gitti. Bunlar azınlıkta olduklarından musiki ya da kültür adına bir şeyleri kalmadı. Ancak Ermeniler Rumlara göre daha hırçın ve yıkıcıydılar.

            İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürüten Ünsal Çalık:[10]

            -Bizim oyunlarımızla (Tamzara), diğer bölge oyunları arasındaki fark; horonda diz kırma, ileri geri adımlar vardır. Bu bölgedeki oyanlara “Düz Horon” denilir. Bizim horonlarımızı, burada yaşayan azınlıklar da (özellikle Rumlar’da) öğrenmişlerdir. Ancak, onların bir başlarına sergiledikleri, bizim bildiğimiz bir başka oyun ve müzik tarzı yoktur. Örneğin: onlar bizim oturaklara hiç katılmazlarmış; Kendi içlerine kapanık olduklarını, ancak ticaretle uğraştıklarını eskiler söylerler.

            Anlatılanların ışığında;

·         Şebinkarahisar’da az bir azınlığın (Ermeni-Rum- Rum Diki Oyunu[11]) mübadeleye kadar yaşadıkları, mübadelede bütünüyle gittikleri,

·         Kendi başlarına musiki ve folklörleri olmadığı,

·         Ermenilerin yıkıcı ve hırçın oldukları,

·         Eski yerleşiklerden sadece dokuma tezgahlarının kaldığı,

·         Tamzara bölgesi horonlarının diğer bölgelerle hafif farklılıklar gösterdiği,

·         Rumların da Türkler’den horon öğrenip oynadıkları,

·         Türkmenler’in oturak eğlencelerine, yabancıların katılmadığı, yabancıların kendi içlerine kapanık oldukları anlaşılmaktadır.

            Burada düşünülmesi gereken, Ermeni-Rum kültüründen sarkan ve kalan folklör adına malzeme, bugün bu bölgede görülmemektedir. Tam tersi bir durum gelişmiş; Rumlar gittikleri ülkelerine, Türk gelenek-göreneklerini taşımışlardır. Ermeniler, bugün bile Bağlama eşliğinde ozanlık geleneğini, bizden alarak yaşatmaktadırlar.

Tamzara mahallesinde çalgıcılarla yaptığım görüşmeler oldu. Hikmet Şentürk:12

            -Ben babamdan Kemençe öğrendim; babam da başkalarından öğrenmiş. üç telli ve at kuyruğundan yapılmış yayla çalınan kemençeleri kullanıyoruz. Babam Tulum da çalardı; Klarnet’te çalardı. Biz buralara Horosan’dan gelmişiz. Oyunlarımız, erkekler için genelde horondur. Kadınlarımız “Kırmızılım” adlı karşılamayla oynarlar. Benim ailemde, eski bir aile büyüğümüz vardı. Bu hatırı sayılır kadına “Kezzik” nine denirdi. Geleni gideni ağırlar, hayır işleri yapardı. O sebeple bizim sülaleye, “Kezzikler” sülalesi denir ve müzik işleriyle ilgileniriz. Cümbüşü çalgı olarak kullandığımızı biliyorum.

            Çalgıcı kardeşimizin anlattıkları beni epey ilerilere götürdü. Dereli ilçemizdeki “Iklıkçı” köyünü hatırladım. Bu köy Horosan’dan gelmiş ve bugünkü manada kemençe çalınan ve yapılan köy ve köylüler manasına gelen bu ad verilmiştir.13

·         Şebinkarahisarda kemençe çalma ve öğrenme geleneği var,

·         Kemençe Orta Asya’daki kemençenin yayı gibi at kılından yapılıyor,

·         Horosandan gelen aileler, ozanlıklarına bu bölgede devam ediyorlar.

·         Kadınlar karşılama (9/8lik melodilere) oynuyorlar.

·         Karadeniz bölgesinde görülen “Tulum”14 çalgısının Şebinkarahisar bölgesinde de çalınması Orta Asya köklerini çağrıştırıyor.

·         Ulu kadınların bir başka adı “Kezzik Ana” olarak burada önümüze gelmektedir.

            I. bölgemiz Tamzara’da yaptığımız söyleşi ve incelemelerde elde ettiğimiz bilgilerle II. bölgemiz “Avutmuş”u karşılaştırmadan, II. bölgemizin tetkikini yapmak istiyorum.

            Her iki bölgemiz insanlarının yaklaşımları; içten, samimi ve dostçaydı. Avutmuş bölgesinde Durmuş Ömür’le15 yaptığım söyleşi oldukça önemli.

            -Avutmuş’ta oturak gaydaları-yüksek havalar söylenirdi. Tamzara’ya bu havalar ve gelenekler bizden gitti. Bu havalarda sohbet olur, türküler söylenir, muhabbetler yapılırdı. İçkiler içilirdi; ekseri kemençe çalınırdı; Bazen de davul-zurna çalınırdı. Kemençeci, istenildiği zaman türkü söylerdi. Sırayla herkes türkü söylerdi. Rum ve Ermeniler’in alemi olmazdı. Bu eğlencede naralar atılır, mutlaka yüksek hava (uzun hava) ile başlanırdı, sonra hareketli parçalar eklenirdi.

            OsmanEraslan:16

            -Davul-zurna ve kemençe eşlikli oyunlar oynanırdı.

            Görülüyor ki:

·         Oturak eğlenceleri Avutmuş Mahallesine kuruluyor.

·         Yüksek hava diye uzun havalara, yeni bir isimlendirilme yapılmış,

·         Oturak yüksek havayla başlıyor ve hareketli parçalarla devam ediyor.17

·         Çalgıcılar, kendi istedikleri gibi hareket etmiyor, ancak yönlendiriliyorlar,18

·         Rum ve Ermenilerin bu eğlencelere katılmadığı söyleniyor.

·         Oturak eğlencesinin Tamzara bölgesine, Avutmuş’tan gittiği iddiası var.

·         Davul-zurna ve kemençe eşliğinde oyunlar oynanıyor.

 

            Azimet Akdağ19 söze girerken;

            -İlerisi kötü mü oli, iyimi oli diye başladı.

            Biraz türkü dinleyelim dediğimizde;

            -“Birden bire dem gelmez” dedi. “Burada bir içkili alemde, ölüm hadisesi Tamzara türküsünü doğurmuştur. Zevke! (oturak) bir ağa tayin edilir, oyuncuyu o getirirdi. Düğünleri gezerler; yerler içerler giderlerdi. Oturakta horon oynanırdı. Duttan rakı yapılır, satılırdı. Zevke gidenler mutlaka içerdiler. Avutmuşlu ve Tamzaralı arkadaşlar zevkte sık sık beraber olurduk. Hatta bazen Suşehri’nden arkadaş geldiği olurdu. Eskiler şimdiki gençlere göre daha seviyeliler. Neyi, nerde, ne zaman yapacakarını biliyorlar.”

            Azimet Akdağ’ın anlattıklarını ve söylediklerinin içinden çıkan düşünceleri şöyle sıralamak mümkün:

·         Oturak eğlencesine “zevk” adının verilmesi

·         Oturakta oyuncuların olduğu,

·         Rakı içildiği (dut rakısı),

·         Tamzara ve Avutmuşlular birlikte zevk yapıyorlar.

            Avutmuş bölgesinde son görüştüğümüz Kasım Çatal20

            (Bağlama, Kemençe ve Cümbüş çalıyor.)

            -Bizim ailemizde çalgı çalma geleneği vardı. Genç kızlar düğünlerde “fingo” diye bir elbise giyerler. Ösala21 horonu diye bilinen bir horonu oynarlar. Bana çalgıları kullanmayı amcam öğretti. “fingo” allı, püsküllü ve renkli bir elbisedir. Gelinlerin elbisesinin belinde bağ ve başlarındaki taç yoktur. Kızlarınkinde ise belde bağ ve başta taç vardır. Bu belirginlik iki grubu ayırt etmede önemli bir fark yaratmaktadır. Kına gecesi; oğlan tarafı kız evine gelerek kına yakar, geline bazı hediyeler takılır”(Para-ziynet).

            -Oturak alemlerinde sürekli çalıyorum. Yöresel uzun havalarla başlar, çalgıcı eşlik eder. Ama, istenirse türkü söyler. Oturaktakiler, birbirlerinden türkü ve oyun isterler. İçki miyadı dolduğunda herkes alemi bırakır.

            -Herkes, istediği an oturağı terk edemez. Çalgıcaya bahşişler takılır. Eskiden oturaklar, daha farklı zamanlar da yapılıyormuş; ancak şimdi sadece düğünlerde kurulur. Düğün vekili her şeyin sahibidir. Eğlenceye genelde gençler hizmet eder.

            Buradaki netice;

·         Çalgı çalma geleneği devam ediyor.

·         Oturak eğlencelerinin önemi, zaman içinde düğünlere denk getirilmesi bir sosyal birleşiklik ve dayanışma günü olarak düğünlerimizin kaldığından olsa gerektir,

·         Oturaktaki töre; herkesin saygılı olacak ve usulu bozmayacak şekilde katılmasıdır,

·         Kadınlar “ösela” horonu diye bir horon oynuyorlar,

·         Uzun havalarla başlayan ve devam eden bir oturak eğlencesi tarzı var,

·         Fingo denilen elbisenin, kız ve gelinlerde tasnif yaratacak şekilde giyilmesi

·         Oturakta herkesin haddini bilmesi ve içki dolayısıyla sarhoşluk hasıl olunca, eğlencenin sona erdirilmesi.

            Buraya kadar yaptığımız gözlem ve incelemelerin ışığında, Şebinkarahisar’da, ciddi bir musiki, oyun geleneğinin Türk kültürü çerçevesinde yaşayıp geliştiği görülmektedir.

Şimdiye kadar Şebinkarahisar’la ilgili bir çok çalışma yapılmış, ancak özellikle folklör malzemeleri üzerine ciddi olarak araştırma yapılmamıştır. Temennim bundan sonra, bu tür araştırmaların folklöre ait malzemeleri yok olmadan tespit edilmesidir. Özellikle Şebinkarahisarın türküleri üzerine yapılan tespitler rahmetli Muzaffer Sarısözen’le birlikte başlamıştır. Şu an TRT repertuarına girmiş epeyce türkü vardır.

            Ancak orada, kaybolmaya yüz tutmuş daha yüzlerce halk türküsü derlenmeyi beklemektedir.

            Sonuç itibarı ile bu sempozyum sonunda ilgi duyanlar, bu folklorik ve tarihi malzemeler üzerine daha detaylı incelemeler yapacaklardır. Şebinkarahisar’da, ilimize ait derlenmiş tek “ırgat havası” mevcuttur. “Elinde Çıngıl Orak”23 türküsü, kızlı-erkekli söylenen bir orak (imece) türküsü niteliğindedir.

            Şebinkarahisar’a mal edilmeyen ancak “Karahisar kalası” diye başlayan ve Afyonkarahisar’a ait olduğu söylenen türkünün de, taşınmış türkülerden olacağı söylenmektedir. Şöyle bir iddia  ortada dolaşmaktadır: İstiklal Harbi yıllarında, Giresunlu askerlerin Afyonkarahisar’da savaşa katıldıkları,  kışlada ve cephelerde bu türkümüzü söyledikleri, daha sonra şehit düştükleri, sonrasında duyulan şekliyle bu türkünün Afyon’dan derlendiğidir. Ancak bu bir iddia olarak söylendiği için yeni incelemeler yapılmalıdır.24

            Şebinkarahisar’da;Oyunlar ve müzik yapıları açısındanHoron ve karşılamalar oynanmaktadır. 9/8 ve 7/8 zamanlı aksak melodiler, ayrıca 6/8 ve 7/8 zamanlı türkülere rastlanmaktadır. Bölgede Türkler’in oyun tarzlarına alternatif başka geleneklere rastlanmıyor. Karadeniz’in kıyı bölgelerindeki bütün özelliklerini, burada bulmak mümkün. Her ne kadar geçiş bölgesinde gibi görünse de Giresun ve diğer illerle, oyun benzerlikleri hemen hemen tam örtüşmektedir. Türk halk müziği içinde Karadeniz bölgesinin tek uzun hava söylenen yöresidir. Özellikle, “Yavri, yavri” diye başlayan Erzurum yöresi havalarına benzeyen söyleyişler bulunmaktadır. Kadın ve erkekler Dikayak, Düzayak, Fırlanma, Çiftetelli, Tamzara, Türkmengızı, Karadeniz, Hoş Bilezik, Bıçak oyunlarını oynarlar.25

            OTURAK EĞLENCELERİ VE ÇALGILAR

            Türk halk müziğini, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıyan, kopuz çalan, ozanlık geleneğinin dışında, topluca musiki meşk etme ve müzik yaratma geleneği Şebinkarahisar’da bir Türkmen adeti olarak devam ede gelmektedir. Bu eğlence kimi zaman “zevk”, bazen “sedirkenarı havası”...vs. olarak adlandırılmaktadır.

            Oturak geleneği, bir yarenlik meclisi gibi başlayıp, hoşça eğlenmek, sohbet etmek, müzik yapmak üzerine kurulmuş; ancak kuralları olan bir toplantıdır. Bu “zevk” denilen eğlenceyi sadece Türkmenler kendi aralarında yapmaktadırlar. Nitekim Şebinkarahisar türkülerinin bir çoğu, bu oturak toplantılarının içersinde yakılmış oyun ve ağıt türküleridir. Şebinkarahisar musikisi diye bilinen oyun ve dinleti eserleri, söz kalıpları yönünden de oldukça içli ve iyi halk edebiyatı örnekleridir.

            Şebinkarahisar’da Bağlama, Kemençe, Cümbüş, Klarnet, Davul, Zurna, Tulum, Def gibi çalgıların çalındığı ve öğrenme geleneğinin olduğunu, söyleşi yaptığımız ve gözlemlediğimiz mekanlarda izledik.

            Şebinkarahisar’da, kız istemeye gidilirken kullanılan tabir, Türkleşmenin ne kadar canlı ve diri olduğunu göstermektedir. “Allahın emri, peygamberin kavli ve Türkler’in töresi”26üzerine kız istenir.[12]

            Türk kültürünün zenginliklerinin bu yurt köşesinde  canlılığını muhafaza etmesi  bizleri memnun etmektedir.

           



*     KTÜ Giresun Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi

[1] . 1930 Tamzara / doğumlu. İlk. Ok. Mezunu Orman muhafaza memurluğundan emekli. Hep bu bölgede yaşamış. (7.5.2000 tarihli görüşme)

[2]     Oturak: Hemen hemen Anadolu’nun bir çok yerinde, birlikte yapılan müzik eğlenceleri, sadece Türkmenlerde görülen Kam ve Bahşılardan kalma gelenek

[3].    M. Sarısözen Selahattin Erdal’dan derlemiş. THM. TRT. Rep. No. 1308 (2/4 zamanlı bir melodi)

[4]     Anadolu’nun değişik bölgelerinde farklı varyantlar okunmaktadır.

[5]     Bazı bölgelerde içkili-köçekli (kadın ya da erkek olabilir)eğlentiler yapılmaktadır. (oturak alemleri)

[6]     1970 Tamzara doğumlu Lise mezunu (7.5.2000 tarihli görüşme)

[7]     1972 Koyulhisar doğumlu İlköğretmen okulu mezunu Urfa, Sivas ve Erzincan’da öğretmenlik yapmış. Yaklaşık 20 yıldır bu şehirde yaşıyor ve müzisyen (6-7.5.2000 tarihli görüşme)

[8]     Bu geceye Sn. Ömer Eraslan tarafından davet edilmiştik.

[9]     1947 Tamzara doğumlu. Giresun Kız İlköğretmen Okulu mezunu. (6-7.5.2000 tarihli görüşme)

10 1942 Şebinkarahisar doğumlu Giresun Kız İlk Öğretmen Okulu mezunu

[11]    Rum Diki diye bilinen bir oyunun oynandığı, bu adlandırmadan Türkler’den oyun öğrenen Rumlar’ın, bir Türk oyununu kendilerince tasnifleme ve adlandırmaları bu bölgeye, Türkler’den çok sonra geldiklerini çağrıştırmaktadır.

12  1945 Tamzara Şaplıca Mahallesi doğumlu. İlkokul mezunu, davulculuk ve kemençecilik yapmış

13    Ali Karadeniz, “Yedi Çeşme Kırdıran Çalgımız Kemençe”Trabzon Tarihi Sempozyumu 1998

14    Bu çalgımız Kuzey Türklerinde kullanılıyor. Gagavuzlar Gayda-Tulum diyorlar Rize-Artvin dolaylarında çalınıyor

15   1334 Avutmuş doğumlu.

16    1931 Avutmuş Saydere doğumlu

17    Bu usul, Anadolu’daki oturak eğlencelerinin geleneğinde de aynıdır.

18    Sahilde yapılan müzikli toplu eğlencelerde usul aynen uygulanmaktadır.

19    1339 Avutmuş doğumlu oturak alemlerinde 1930-1940 arasında bulunmuş.

20    1958 Avutmuş doğumlu.

21    Şebinkarahisar da bir köy adı.

23    TRT THM repertuarı 1008 nolu türkü. Muzaffer Sarı Sözen, Rüştü Tunalı ve Vonalı Ahmet’ten derlemiş. 7/8 ’lik usulle usullüdür.

24    Afyonkarahisar ve Sakarya Savaşlarında Giresun Gönüllüleri bulunmuşlardır.

25    Ali Özdemir- Hasan Özhan, İlçe Oluşunun 50. Yılında Şebinkarahisar, Ankara 1983, s .100

26   Ali Özdemir- Hasan Özhan, a.g.e., s.100

*  Şebinkarahisar üzerine yapılan çalışmaların son olmaması dileğiyle, belediye başkanımız sayın Lütfullah Akdoğan kardeşimi tebrik ediyorum. Ayrıca ortaokulun 2.sınıfa kadar okuduğum Şebinkarahisar’a, bundan sonra yapabileceklerimiz vardır diye düşünüyorum. Bana ve arkadaşlarıma, inceleme yaptığımız mekanlarda rehberlik yapan Ünsan Çalıkağabeye, Haluk Akpınar hocama, Ömer Eraslan ve Sebahattin Yavuz beylere çok teşekkür ediyorum


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this