EVLİYA ÇELEBİ’NİN ŞEBİNKARAHİSAR HAKKINDA VERDİĞİ BİLGİLERİN DEĞERİ

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » EVLİYA ÇELEBİ’NİN ŞEBİNKARAHİSAR HAKKINDA VERDİĞİ BİLGİLERİN DEĞERİ
share on facebook  tweet  share on google  print  

EVLİYA ÇELEBİ’NİN ŞEBİNKARAHİSAR HAKKINDA VERDİĞİ BİLGİLERİN DEĞERİ

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar


 

Yrd.Doç.Dr. Ahmet AKŞİT

Evliya Çelebi Seyahatname'si XVII. yüzyıl Osmanlı tarihinin en ö-nemli kaynaklarından
biridir. Çelebi (ö. 1684) kırk yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bütün
Osmanlı ülkesini ve diğer memleketleri gezerek kendine has müşahede kabiliyeti
sayesinde şehir ve kasabaların canlı bir tasvirini yapmış, halkın günlük yaşayışını
dile getirmiş, tarih, dil, coğrafya, sanat tarihi, folklar, etnografya, teracim,
iktisat vb. konularda günümüze oldukça tafsilatlı malzeme bırakmıştır. Bu pek
kıymetli malumat Çelebi'nin kendi müşahedeleri yanında muhtemelen önceden edinmiş
olduğu bilgiler ile tetkik ettiği kaynaklara istinad etmektedir. Nitekim 0,
eserin muhtelif yerlerinde Yunan, Latin ve Macar lisanı yazılmış tarihlerden,
birçok velayetname ve menakıbnameden, Türkçe ve Arapça eserlerden yararlandığım,
bazı kanunname ile resmi vesikaları dahi tetkik ettiğini bildirmektedir . Bu
tebliğ ile Seyahatname'nin II. cildindeki (s. 3 84-3 88) Şebinkarahisar ile
ilgili malumat üzerinde durularak bunların diğer kaynaklarla mukayesesi yapılacaktır
. Bu yapılırken aynı zamanda Çelebi'nin temas etmesi gerekirken hiç temas etmediği
konulara da dikkat çekilerek Seyahatnamedeki bilgilerin sıhhati tespit edilmeye
çalışılacaktır. Ancak şu husus hemen belirtilmelidir ki, bu bilgiler değerlendirilirken
Seyahatname'nin matbu neşri (İstanbul 1314) esas alınmış, yazma nüshaları görülememiştir.

Şehrin Adı : Şehrin XVII. asırda Şarkikarahisar ve Şebinkarahisar olarak isimlendirildiğini
söyleyen Evliya Çelebi haklı olarak bu isimleri surların rengi ile izah etmektedir.
Ancak burada şehrin bundan evvelki ismi hakkında hiç bir bilgi vermemesi dikkat
çekmektedir. Malum olduğu üzere şehir Bizanslılar devrinde Koloneia şeklinde
isimlendirilmekteydi . Çelebi'nin fetihten sonra dahi esas itibariyle; Kögonya
, Karahisar'ı Kögoniyye , Kigoniyye olarak olarak imla olunan bu ismi bildiği
veya duyduğuna dair Seyahatname'de herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Bundan
yazı dilinde geçerli olan bu isme halk arasında itibar edilmediğine hatta ilk
devirlerden itibaren Karahisar adının kullanıldığına hükmedilebilir. Eger Çelebi,
şehirde bulunduğu esnada Koloneia'nın halk arasında Türk fonotiğine uydurulmuş
Kögonya şeklini duymuş olsaydı diğer şehirlerde olduğu gibi onu eserine alır
ve izah ederdi . Nitekim merhum Osman Turan'da şehrin XIII. asırda Avrupalılar
tarafından Harsar olarak isimlendirildiğini ve bunun Karahisar'dan başka bir
şey olmadığını fakat yerli kaynaklarda halk diline itibar edilmediğini bunun
ancak XV asırda gerçekleştiğini bildirmektedir .

Şehrin Kuruluşu ve Osmanlılara Kadar Kısa Tarihçesi : Çelebi şehrin ilk sakinlerinin
Haykaniye hükümdarlarından Kayamalar/Kıyamalar olduğunu daha sonra Trabzon Rumlarının
eline geçtiğini ve nihayet Fatih tarafindan fethedildiğini bildirmektedir .
O'nun Haykaniye ve Kayamalar ile kimleri kastettiği dolayısıyla şehrin kuruluşu
hakkındaki rivayetleri güvenilir değildir. Bugün dahi şehrin kimler tarafindan
kurulduğu sarih olarak izah edilememektedir . Her ne kadar Evliya Çelebi'den
şehrin tarihini kronolojik olarak ele alıp tafsilatlı bir şekilde anlatması
beklenmemekte ise de Şebinkarahisar'ın Anadolu'da ilk fethedilen yerlerden olduğu
ve Osmanlılardan önce de uzun yıllar Türk hakimiyetinde kaldığının belirtilmesi
gerekmektedir . Çelebi'nin şehrin tarihi ile ilgili malumat verirken teferruat
sayılabilecek konuları atlayarak birbirinden farklı kültür dairelerine dikkat
çekmek gibi bilinçli bir planı yok ise bu bilgi eksikliği gözlem yapabilecek
zaman bulamamasından kaynaklanmış olmalıdır. Mesela O'nun bilinmeyen bir sebeple
şehrin tarihi kadar eski olan Tamzara ve Avutmuş mevkilerini hiç görmediği anlaşılıyor.
Hemen her gittiği şehir ve kasabada bu türden mesire yerlerine temas eden Çelebi'nin
adı geçen yerlerden bahsetmemesi oldukça enteresan görünmektedir. Çelebi, bugün
Şebinkarahisar'ın mahallesi olan Avutmuş'u bizzat gezmiş olsaydı orada Mengüceklere
delalet eden eserleri görür ve herhalde şehrin tarihinde bunlara da birkaç cümle
ile temas ederdi.

Kale ve Surlar : Şehrin görünümüne hakim olan yegane unsur Evliya Çelebi'nin
ifadesiyle; "Asumana ser çekmiş bir kuh'ı bülendin ta zirve-i 'aglasında
mesbu 'üş'şekl... Yek nazarda direksiz ve serensiz kalyon gemi gibi görünür"
kaledir . Çelebi bu tasvir dışında kale ile ilgili bazı teknik bilgiler de vermektedir.
Buna göre; 70 burç ile 100 bedenden meydana gelen Şebinkarahisar kalesinin çevresi
3.600 adım olup duvarlarının kalınlığı 70 ziradır . Çevresinde cehennem kuyusu
gibi dereler bulunduğu için ayrıca bir hendek ile ihata edilmemiştir. Üç kat
demirden kapıları bulunmaktadır. Ci-var köylerde yaşayanlar kıymetli mallarını
bu kalede saklamaktadırlar . Çelebi kapıların sayısı ve isimleri hakkında hiç
bir bilgi vermemiştir .

İçeri Şehir : Evliya Çelebi'nin ifadelerinden de anlaşılacağı üzere şehir esas
itibariyle iki ana bölümden; kale ile sur dışındaki mahallelerden oluşmaktaydı.
İçeri şehir olarak adlandırılacak olan bu sur içindeki kesimde Fatih Cami isminde
küçük fakat sağlam bir cami, yetmiş kadar ev, buğday ambarları ve su sarnıcı
bulunduğunu, sarnıçların ancak kuşatma esnasında kullanıldığı için normal zamanlarda
halkın eşeklerle aşağıdaki dereden su temin ettiğini bildirmektedir .

Çelebi'nin bahsettiği kale içindeki Fatih Cami günümüze gelememiştir. Onun ismi
dışında herhangi bir malumat vermediği bu caminin Fatih tarafindan inşa ettirilen
bir cami mi, yoksa ilk Türk hakimiyeti devrinde fethin sembolü olmak üzere kiliseden
çevrilen ve bu özelliği nedeniyle Fatih şeklinde adlandırılan bir yapı mı olduğu
bugün için bilinmemektedir. Ancak, diğer şehirlerdeki benzerleri gibi günümüze
gelemeyen bu yapının da Karahisar'ın fethini müteakip kiliseden çevrilen veya
arsası üzerine yeniden inşa olunan bir yapı olması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim,
söz konusu yapının yerini tespit edemediğini söyleyen Haşim Karpuz, iç kale'deki
kulenin üçüncü katında bir mescid bulunduğunu bildirmektedir . Haşim Karpuz''un
Mengüceklere ait olduğunu tahmin ettiği bu mescidin kiliseden çevrilen bir yapı
olması kuvvetle muhtemeldir ki, kendisi de yine kalede yerini belirliyemediği
bir kilisenin varlığına işaret etmektedir. Öte yandan Osmanlılara gelinceye
kadar, diğer bir ifadeyle 1473 tarihine dek şehrin bu en önemli kesiminde bir
mescid/caminin olmadığını düşünmek fetih geleneklerine de uygun düşmemektedir


Dış Şehir : Evliya Çelebi, 9 mahalle ve 1600 evden ibaret olan şehrin bu kesiminde
cuma namazı kılınan 42 mescid ve cami, 3 tekke, 2 hamam, 4 han, 7 çocuk mektebi
ve 750 kadar dükkan bulunduğunu bildirmektedir . Onun vakıf eserler ile ilgili
olarak vermiş olduğu bu rakamların gerçeği ne kadar yansıttığı tam olarak bilinmemektedir.
Söz konusu bilgiler tahrir defterleri, şer'iyye sicilleri, salnameler vb. Osmanlı
belgeleri ile mukayese edilememiş ise de Çelebi'nin bu türden bilgileri hep
ihtiyatla karşılanmaktadır . Diğer yerlerde olduğu gibi burada da isimleri bildirilmeyen
cami/mescid sayısının gerçeği yansıtmadığı kanaatindeyiz. Evliya Çelebi'nin
vermiş olduğu bilgilerin ihtiyatla karşılanması yanında, bizi bu şekilde düşünmeye
sevk eden diğer husus Anadolu-Türk şehriyle ilgili olarak umumiyetle ortak kabul
gören tespitlerdir. Buna göre, istisnalarına da rastlanmakla birlikte Anadolu-Türk
şehrinde camiler aynı zamanda bir mahalleye işaret etmekte ve cami ile mahalle
sayısı arasında bir paralellik bulunmaktaydı. Konu bu şekilde ele alındığı zaman
9 mahalleye karşılık 42 cami / mescid normal görünmemektedir. Her mahallede
merkezi bir cami ile küçük bir mescidin bulunduğu kabul edildiği takdirde bile
Çelebi'nin vermiş olduğu cami sayısının mübalağalı olduğu anlaşılıyor. Nitekim
mevcut çocuk mektebi sayısı da mahalle sayısının doğru olabileceğine işaret
etmektedir. Çelebi bu 9 mahalleden hiç birinin ismini bildirmemiştir.

Ticari Kesim : Evliya Çelebi'nin anlattığına göre Şebinkarahisar çarşısı 750
kadar dükkan, 4 han ve 1 bedestenden oluşmaktaydı . Taban Ahmed Ağa tarafindan
yaptırılan söz konusu iki kapılı kagir bedesten Şebinkarahisar çarşısının merkezini
teşkil etmiş olmalıdır. Çelebi diğer hanların vaziyeti ve kimler tarafindan
yaptırıldığı hakkında da maalesef her hangi bir bilgi vermemektedir.

Şehrin Tahmini Nüfusu : Çelebi 70'i sur içinde olmak üzere Şebinkarahisar'da
toplam 1670 hane bulunduğunu bildirmektedir . Her hanede 5 kişinin bulunduğunu
farz edersek Şebinkarahisar'ın XVII. asrın ortalarındaki tahmini nüfusunun 8.000-8.500
civarında olduğu düşünülebilir. Ancak hane sayısının doğruluğu şüphelidir. Nitekim,
şehrin, 1529'da 84'ü Müslümanlara 213'ü ise gayrimüslimlere ait olmak üzere
297, 1710'da da 217'si Müslümanlara, 240"ı ise gayrimüslimlere ait olmak
üzere toplam 457 hane olduğu tahmin edilmektedir . Bu nedenle Çelebi'nin verdiği
hane sayısını ve bundan hareketle yapılacak nüfus tahminlerini ihtiyatla karşılamak
gerekmektedir.

Netice olarak Evliya Çelebi'nin Şebinkarahisar hakkında vermiş olduğu malumat
pek çok konuda tereddüte yol açmaktadır. O'nun sayılarını bildirdiği cami, mescid,
han, hamam, tekke vb, vakıf eserler ile mahallelerden hiç birinin ismini bildirmemesi
ve vaziyetleri hakkında müşahid sıfatıyla tek bir cümle dahi söylememesi üzerinde
durulması gereken bir konudur. Bundan şehirde kaldığı üç gün zarfında sadece
kendisine anlatılanları dinlemekle yetindiği gibi bir düşünce hasıl olmaktadır.
Hiç temas etmediği hususlar da dikkate alındığı zaman Seyahatname'de anlatılanların
Çelebi'nin müşahedelerinden ziyade, duyduğu veya okuduğu bilgiler olması kuvvetle
muhtemeldir

 


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this