ŞEBİNKARAHİSAR VE CİVARINDA AKKOYUNLU İZLERİ

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » ŞEBİNKARAHİSAR VE CİVARINDA AKKOYUNLU İZLERİ
share on facebook  tweet  share on google  print  

ŞEBİNKARAHİSAR VE CİVARINDA AKKOYUNLU İZLERİ

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

 

Yrd.Doç.Dr. Ahmet AKŞİT*

 

XVI. asır Osmanlı taşra teşkilatında Karahisar-ı Şarki Livası adını alan idari birim bugün Giresun, Gümüşhane ve Sivas illerindeki bazı ilçelere tekabül etmekteydi. Giresun’dan Şebinkarahisar, Alucra, Çamoluk (Mindeval); Gümüşhane'den Şiran; Sivas'dan Koyluhisar, Ortakent (Sisorta), Suşehri, Akıncılar (Ezbider), Gökçekent (Naiblü) ve Gülova (Agvanis) ilçeleri Kara-hisar-ı Şarki livasına dahil edilmişti[1]. Hemen pek çok yerde olduğu gibi burada da nahiye, köy, çiftlik ve mezraa gibi ünitelerden bir kısmının boy, oymak ve şahıs adlarını taşıdığı görülmektedir[2]. Bu tebliğde Nayiblü nahiyesine tabi olarak kaydedilen Uğurlu Çiftliği[3] üzerinde durularak bunun Akkoyunlular ile ilgisi tespit edilmeye çalışılacaktır. Nitekim bundan yıllar önce Faruk Sümer'de doğu Anadolu'daki pek çok yer isminin Akkoyunlu ve Kara Koyunlular ile İlgili olduğuna dikkat çekmişti[4]. Ancak her şeyden önce şu husus hemen belirtilmelidir ki, Karahisar-ı Şarki Livası'nda Akkoyunluların mensup olduğu Bayındır boyunun ismine çok az rastlanmaktadır[5].

Adı geçen çiftlik ile Akkoyunlular arasında ilgi kurma düşüncesi her şeyden evvel Şebinkarahisar ve civarının Osmanlılardan önce Akkoyunlu hakimiyetinde olmasına istinad etmektedir. Malum olduğu üzere Otlukbeli savaşından hemen sonra şehir Osmanlı kuvvetleri tarafından muhasara edilmiş ve kaleye Akkoyunlular adına sahip olan Darab Bey mukavemet etmeden bağlılığını bildirmişti. Akkoyunluların Anadolu'ya gelişleri ve ilk yerleştikleri yerler hakkında hala tatmin edici izahlar getirilememiş ise de onların Tur Ali Bey'den itibaren umumiyetle Trabzon'un güneyinde göründükleri ve bu şehri birkaç defa muhasara ettikleri bilinmektedir[6]. Bu seferlere bizzat katılan ve imparator III. Alexsios'un kız kardeşi ile izdivaç eden Kutlu Bey'in mezarının (ö. 1389) dahi yine burada; Bayburt-Erzincan arasındaki Sinor / Sinur köyünde bulunması[7] Akkoyunluların bu bölgedeki varlığını göstermesi açısından önemlidir. Bu devir hadiselerine şahit olan Trabzon tarihçisi Panaretos Akkoyunlular'dan Amidi Türkmenleri şeklinde bahsetmekte ise de onların ilk zamanlarda daha ziyade bu bölgede faaliyette bulundukları Diyarbakır taraflarına ise XIV. yüzyılın sonunda geçtikleri anlaşılmaktadır[8].

İstinad edilen bir diğer husus ise Osmanlıların Otlukbeli savaşından sonra kendilerine iltica eden Akkoyunlu bey ve ümerasını devlet hizmetine almalarıdır. Safevi katliamından kurtulabilen Akkoyunluların bu şekilde Anadolu’nun muhtelif yerlerine dağıldıkları, Osmanlı tebaası olarak beyleri ile birlikte nesilden nesile sipahi ve beyzade olarak ikamet ettikleri bilinmektedir[9]. Mesela, Yavuz Sultan Selim henüz Trabzon''da iken hizmetine giren Ferruhşad Bey’e tahta cülus ettiğinde “Bayındır-zade’dir” diye iltifat etmiş[10] ve Bayburt’ta geniş iktalar vermişti ki, bunlara ait vakfiyeler bu beyin ahfadı elinde bulunmaktadır.[11] Ferruhşad ile birlikte Osmanlılara iltica eden diğer Akkoyunlu beyleri de Yavuz ve Kanuni’nin Safavilere karşı giriştikleri savaşlarda öncü olarak mühim roller oynamışlardı[12]. Doğu Anadolu'nun fethi sırasında Osmanlı hakimiyetini kabul etmiş olan Tur Ali ismindeki başka bir Akkoyunlu Beyi'de Harput'a bağlı Gölcük-i Ulya nahiyesine tabi 21 köyün gelirlerini tasarruf etmekteydi[13].

Ana hatları ile ortaya konan bu iki husus yanında kaynaklardaki bazı kayıtlar Uğurlu Çiftliği'nin Uzun Hasan'ın oğlu Uğurlu Mehmed veya onun adamları ile ilgili olabileceğini düşündürmektedir. Bu düşüncemiz, isim benzerliğinin böyle bir ilgi için kafi gelmeyeceği ve bu isimdeki pek çok şahsın varlığı ileri sürülerek hemen reddedilebilir ise de ismi bilinen diğer kişiler[14] ile Uğurlu çiftliği arasında doğrudan bir ilgi görünmemektedir. Bu kişiler ile söz konusu çiftlik arasında aşağıda Uğurlu Mehmed için inşa etmeye çalışacağımız şekilde bir ilgi kurmak mümkün olmamaktadır.

Hayatı hakkında tafsilatlı malumata sahip olmadığımız Uğurlu Mehmed Otlukbeli savaşında Akkoyunlu ordusunun sol koluna kumanda etmiş[15], bundan bir sene sonra kardeşi Halil'in veliahd tayin edilmesine karşı çıkmış fakat babası karşısında başarılı olamayacağını anlayınca Osmanlı sultanına sığınmıştı (1474). Uğurlu Mehmed'in Osmanlılara iltica eden ilk Akkoyunlu beyi olduğu tahmin edilmektedir. İstanbul’da izzet ve ikram gören Akkoyunlu şehzadesi Osmanlı hükümdarının bir kızı ile evlenmiş ve bir süre sonra da padişah tarafından Rum eyaleti (Rumiyye-i suğra) valiliğine tayin edilmişti[16]. Bu hadiseler ile ilgili olarak Hoca Sadeddin Efendi şu şiiri nakletmektedir[17]:

Sivas sevdi Uğurlu Mehmed

Atası mülkü yakın Rum 'a serhad

Kondu konak edindi çün Sivas 'ı

Gözden çıktı dünya sevdası

Olup Şah gölgesinde dertten uzak

Devlet kuşu da kanat açtı bak

Hoca Sadeddin Efendi'nin eserindeki bu kayıtlar çiftliğin tabi olduğu Naiblü ile Uğurlu Mehmed arasında mekan bakımından bir ilgi kurmayı mümkün kılmaktadır. Zira, bugün Sivas vilayeti dahilindeki Gökçekent nahiyesine tekabül eden Naiblü'nün, Suşehri, Koyluhisar ve Şebinkarahisar üçgeninde bulunduğu görülmektedir ki, bu sahanın XVI. asırda Sivas gibi Eyaleti Rum[18]'un bir parçası olan Karahisar-ı Şarki livasına dahil olduğuna girişte dikkat çekilmişti.

Hoca Sadeddin Efendi'nin anlatımından ve hadiselerin seyrinden de anlaşılacağı üzere saltanat iddiasıyla hareket eden Uğurlu Mehmed''in bu iddiasını devam ettirebileceği en müsait bölge Şebinkarahisar ve civarı idi. Çünkü, yukarıda da işaret edildiği üzere, Otlukbeli savaşını müteakip Osmanlı hakimiyetine giren bu bölge son olarak Akkoyunluların hakimiyeti altındaydı. Bu sebeple Uğurlu Mehmed'in İstanbul'dan ayrıldıktan hemen sonra bu bölgede görülmesi ve burada kendisine taraftar bir kitle ile irtibat halinde olması gayet tabiidir. Bundan dolayı Osmanlı müverrihi onun gittiği yerin atasının memleketine yakın olduğuna işaret ederken Şebinkarahisar ve civarını kastetmiş olmalıdır.

Ancak, coğrafi olarak kurulan bu yakınlık meselenin halline kafi gelmemekte ve burada karşımıza tahrirlerin tekniği ile ilgili cevaplandırılması gereken bir mesele çıkmaktadır. 1477'lerde öldüğü bilinen Uğurlu Mehmed'in 1530 tarihli bir defterde yazılması tahrirlerin tekniği açısından mümkün müdür ? Bu ve benzeri sorulara olumlu cevap verilebildiği takdirde söz konusu çiftlik ile Uğurlu Mehmed arasındaki rabıta teknik olarak da nispeten kolaylaşmaktadır. Fatma Acun'un tespitlerine göre Şebinkarahisar'da tahrirlerin bu yönüne işaret eden bazı örnekler bulunmaktadır. 1485 tarihli tahrir defterindeki çiftliklerden bazılarının 1547 ve 1569 tarihli defterlerde de hala aynı isimle kaydedildiklerine dikkat çeken Fatma Acun ancak bu son tarihte adı geçen kişilerin öldüklerini bildirmektedir[19]. Bu örnekte olduğu gibi hayatta olmayanların tahrirde yazılabilmeleri her halde onların şöhreti ile olsa gerektir.

W. Hinz, Müneccimbaşı'ya istinaden Uğurlu Mehmed'in büyük bir cürüm işlediği için Fatih tarafından öldürttürüldüğünü[20] ileri sürmekte ise de Hoca Sadeddin Efendi onun Akkoyunlu tahtı için iddiasını devam ettirdiği ve bu uğurda hayatını kaybettiğini bildirmektedir[21]. Sadeddin Efendi Uğurlu Mehmed'in öldürüldüğü yer hakkında kesin malumat vermemekle birlikte onun Erzincan taraflarında[22] hayatını kaybettiği tahmin edilmektedir. Bu şehirdeki Uğurlu Mehmed Zaviyesi[23]de bölgedeki başka bir Akkoyunlu hatırası olarak önem taşımaktadır.

Netice olarak Uğurlu Mehmed ile birlikte hareket eden Türkmenlerin onun ölümünü müteakip Osmanlı hizmetine girdikleri, hizmet mukabili iskan olundukları çiftliğin beylerinin ismini taşıdığı ve onun şöhretinden dolayı bu ismini uzun süre devam ettirdiği söylenebilir[24].



*    KTÜ Giresun Eğitim Fakültesi

[1]     Fatma Acun, "15. ve 16. Yüzyıllarda Şebinkarahisar ve Civarında Yerleşim Modelleri”, Giresun Tarihi Sempozyumu (24-25 Mayıs 1996), İstanbul 1997, s.137

[2]     Yer adlan hakkında geniş bilgi için bk. Bahaeddin Yediyıldız, 'Türkiye'de Yer Adı Verme Usulleri", Türk YerAdları Sempozyumu Bildirileri, Ankara 1984, s.25-41

[3]     387 Numarah Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri  (937/1530) II, Ankara 1997, s. 140

[4]     Faruk Sümer, Kara-Koyunlular I, Ankara 1984, s.VII ; Bununla ilgili bir örnek için bkz. Tuncer Baykara, "Magara-i Bayındır Üzerine", Meslek Hayatının 25. Yılında Prof.Dr. Abdulhaluk M. Çay Armağanı, C.II, Ankara 1998, s. 1391-1394

[5]     Bayındır mz., 387 Numarah Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri (937 / 1530) II, s.135 ; Faruk Sümer, Oğuzlar, İstanbul 1992, s.315

[6]     Yaşar Yücel, 'Fatih'in Trabzon'u Fethi Öncesinde Osmanlı-Trabzon -Akkoyunlu İlişkileri, Belleten, XLIX / 194 (1985), s.287-311; İlhan Şahin, "Osmanlı-Akkoyunlu Nüfuz Mücadelesinde Trabzon", Trabzon Tarihi Sempozyumu (6-8Kasım 1998), Trabzon 1999, s. 153-157

[7]     M. Halil Yınanç, "Akkoyunlular", IA, II, s.254-255; A.Sadık Erzi, "Akkoyunlu ve Karakoyunlu Tarihi Hakkında Araştırmalar", Belleten, XVIII / 70 (1954), s.189, 192 ; Bekir Sıtkı Bakkal, "Fatih Sultan Mehmet-Uzun Hasan Rekabetinde Trabzon Meselesi", Tarih Araştırmaları Dergisi, 11 /2-3 (1966), s.70. not 12

[8]    C. Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu'da Türkler, çev. Y.Moran, İstanbul 1979, s.353

[9]       M. Halil Yınanç, a.g.m., s.262-263

[10]    M. Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlılar'ın Kafkas Ellerini Fethi (1451-1590), Ankara 1993, s.lOlnot.36

[11]    Osman Turan, "Bayburt", İA, II, s.366

[12]    İsmet  Miroğlu, Kemah Sancağı ve Erzincan Kazası (1520-1566), Ankara 1990, s.36

[13]    Mehmet Ali Ünal, XVI. Yüzyılda Harput Sancağı ( 1518-1566), Ankara 1989, s.179

[14]   Mesela bunlardan ikisi; II. Murad dönemindeki Beylerbeyi Uğurlu (Hoca Sadeddin, Tacü't' Tevarih, haz. İsmet Parmaksızoğlu, II, Ankara 1992, s.230) ve Harput Sancak Beyi Uğurlu (Mehmet Ali Ünal, "XVI. Yüzyılda Harput Sancak Beyleri", Osmanlı Devri Üzerine Makaleler-Araştırmalar, Isparta 1999, s. 100-104).

[15]    Ebu Bekri Tihrani , Kitab-ı Diyarbekriyye, nşr.N.Lugal-F.Sümer, C.II , Ankara 1962, s.573-574 ; Neşri, Kitab-ı Cihan-nüma, yay. F.Reşit Unat-M.Altay Köymen, C.II, Ankara 1987, s.817; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilatına  Medhal, Ankara 1984, s.288

[16]    M. Tayyib Gökbilgin, "XVI. Asır Başlarında Osmanlı Devleti Hizmetindeki Akkoyunlu Ümerası, Türkiyat Mecmuası, IX (1951), s.36-37; John E. Woods, Akkoyunlular, çev. Sibel Özbudun, İstanbul 1993, s.202; Uğurlu Mehmed'in ölümünden sonra oğlu Ahmed'de Osmanlılara iltica etmiş ve Sultan 11. Bayezid'in bir kızı ile izdivaç etmiştir  (İbn Kemal, Tevarih- i Al-i Osman, VIII. Defter, haz. Ahmet Uğur, Ankara 1997, s.120). Bu Akkoyunlu Beyi boyunun kısalığı ve şişman olması sebebiyle Gode lakabıyla meşhur idi (İ.Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1988, s.196).

[17]    Tacü't-Tevarih, III.s.330-331

[18]    Eyalet-i Rum hakkında tafsilen bkz. Tayyib Gökbilgin, "15. ve 16. Asırlarda Eyalet-i Rum", Vakıflar Dergisi, VI (1965), s.51-61

[19]    F.Acun, a.g.m., s.145

[20]    Walther Hınz, Uzun Hasan ve Şeyh Cüneyd, çev. Tevfîk Bıyıklıoğlu, Ankara 1992, s.60

[21]    "... Uğurlu Mehmed sonunu düşünmeyip, unutarak babası beylerinden bir biri ardınca gelen kışkırtıcı haberleri gerçek ve anların kışkırtmalariyle her iş olur biter sandı. Mutluluk yuvası olan yüce Kapıdan izin almadan Acem padişahlığı hevesiyle Azerbaycan üzerine asker çekti. Acem hududuna girdikte babasının sağ olduğunu öğrendi ve kendisini harekete geçiren beylerin verdikleri haberlerin düpedüz kışkırtma olduğunu anladı. Zamansız baş çekme ve aceleciliği yüzünden devleti varlığını yıktığına pişman olup bu zorunlu savaş için üzerine gelen kin tutucu askere karşı yürüdü. ... Çarpışma sonunda bu aceleci şehzadenin sinesi ecel okuna nişan olup Iran padişahlığını ister iken, hırs külüngü ve ihtiras baltası ile vücudu kaşanesi viran eyledi" (Tacü't-Tevarih, III, s.331-332)

[22]    John E. Woods, a.g.e., s.203

[23]    İ. Miroğlu, a.g.e., s.108, 113, 152

[24]    Giresun ve civarında hemen herkesin Çepni olduklarına inanmaları gibi Şebinkarahisar'da görüştüğümüz bazı şahıslar da Akkoyunlu olduklarına inanmakta ve bundan büyük iftihar duymaktadırlar. Şair Abdi Bey’in torunlarından Tanju Akpınar Bey’de Akkoyunlu olduklarını ifade etmektedir.

 


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this