93 HARBİNDEN SONRA ŞEBİNKARAHİSAR VE HAVALiSİNDE ERMENİ FAALİYETLERİ

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » 93 HARBİNDEN SONRA ŞEBİNKARAHİSAR VE HAVALiSİNDE ERMENİ FAALİYETLERİ
share on facebook  tweet  share on google  print  

93 HARBİNDEN SONRA ŞEBİNKARAHİSAR VE HAVALiSİNDE ERMENİ FAALİYETLERİ

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Öğr. Gör. Nazım KURUCA

Osmanlı Devleti'ni son yıllarında meşgul eden en önemli hadiselerden birisi
de Ermeni meselesi olmuştur. Osmanlı Devleti tarafından "millet-i sadıka"
olarak vasıflandırılan Ermeniler batılı devletlerin kışkırtması netice-sinde
asırlarca beraber yaşadıkları Türk Milletini arkadan vurmaya yelten-mişlerdir.


Berlin Antlaşması (13 Haziran-13 Temmuz 1878) Doğu Anadolu'da Ermenilerle meskun
olan altı vilayette Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Si-vas, Harput'ta azınlıklar
ve Ermeniler lehine reformlar yapılmasını emret-mekteydi. O zamanki idari taksimatın
bu altı vilayeti günümüzde Erzurum, Erzincan, Van, Ağrı, Hakkari, Muş, Bitlis,
Siirt, Diyarbakır, Elazığ, Mardin, Bingöl, Malatya, Sivas, Amasya, Tokat ve
yerleşik Ermeni faaliyetleri açı-sından da Şebinkarahisar'ı ilgilendiriyordu.
Berlin Antlaşmasının 61. mad-desi doğrudan, 62 maddesi ise dolaylı olarak Osmanlı
Devletinin idaresi al-tında yaşayan Hıristiyanlara bir takım yeni haklar getirmesi
ve Ermenilerin de Hıristiyan olması hasebiyle dolaylı olarak da olsa bu haklardan
istifade etmelerini sağlıyordu. Bu maddelerdeki özerkliğin asıl hedefi Osmanlı
ha-kimiyetine son vermek ve özerk olan azınlıkları da bağımsızlıklarına kavuş-turmaktı.




Osmanlı Devletinin bu sıkıntılı döneminde, Ermeniler değişik yerlerde kendi
komitelerini kurarak dayanışmaya başlamışlardı. Başta Hınçak (Çan) Komitesi
olmak üzere Osmanlı Devletinin aleyhine faaliyetlere girişmişlerdi. Bu komite
1887 yılında İsviçre'de Marks'ın düşünceleri çerçevesinde ku-rulmuş olup , kurucusu
Kafkasyalı Ermenilerden Avedis Nazarbek ve eşi Marian Vardaniyan'dır. Hınçak
Komitesinin gayesi önce Türkiye'de bir Er-meni devleti kurmak sonra da bu kurulacak
devlete Rusya ve İran Ermenile-rini katarak büyük Ermenistan'ı gerçekleştirmekti.
Ancak, bu komitenin faa-liyetleri başarısız olmuş ve aralarında ikilik çıkmıştır.
Bunlardan Nazarbek taraftarları olanlar asıl Hınçaklar; diğerleri ise Reformist
Hınçaklar veya Veragazmiyal Hınçaklar adını almışlardır. Bu ikinci gurubun lideri
de Arpiyar Arpiaryan idi. Yine Ermeni çetecileri tarafından 1890 tarihinde Kaf-kasya'da
kurulan Taşnaksutyun Komitesi (Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birli-ği); Ermenice
federasyon manasına gelmekte ve gayesi ise çeşitli Ermeni guruplarını bir araya
getirmekti.




Bu arada, Osmanlı Devleti, Ermeniler için çok önemli olan 20 Ekim 1895 tarihli
Islahat Projesi'ni resmen kabul ederek İngiltere, Rusya ve Fran-sa'ya bildirmiştir.
Bundan memnun olan batılı devletler, bu ıslahat hareketle-rini Ermenilerin çokluk
nispetinde bulunduğu diğer yerlere de yayma vaa-dinde bulunmuşlardı. Ancak,
kendilerine göre ıslahat projesinin tam olarak tatbik edilemediğini söyleyen
Ermeni komiteciler Zeytun, Trabzon, Erzu-rum, Sivas ve Diyarbakır'da isyanlar
çıkarmaya başlamış ve bu isyan sınırlı da olsa Şebinkarahisar ve Yozgat havalisine
de sirayet etmiştir.




Haziran 1895 tarihinde İngiliz askeri konsoloslarından William Everett tarafından
çeşitli kaynaklardan derlenerek bir harita ile birlikte İngiliz Hariciye Nezaretine
takdim edilen bir raporda 6 vilayet yanında buralara bağlı sancakların nüfuslarına
dair rakamlar verilmiştir. Buna göre Şebinkarahisar''da 105.420 (0/072.153)
Müslim, 20.805 (% 14.31) Ermeni, 19.153 (% 13.17) diğer milletlerden insanların
yaşadığı ifade edilmiştir.

Sivas Vilayeti Polis Komiserliğinden alınan 5 Kanun-ı Evvel 1311 (17 Kanun-ı
Evvel 1895) tarihli şifreli telgraf name de; Sivas'ın Hafik kazasına tabi Kemer
karyesi ahalisinden olup ve telgraf çavuşluğunda bulunmuş Esad Ağa ile bir nefer
zaptiyeyi ve bir de hakkında gıyabi tutuklama kararından dolayı Sivas'a gelmekte
olan Karahisar Müddei-i Umumi Muavini Necib Efendi ile refakatinde ki zaptiye
çavuşunu katleden ve kendisini dağ çetesi seraskeri unvanı veren şaki-i meşhur
Daniel'in Koçkiri kaymakamı ve maiyetindeki redif askeri tarafından nasıl bertaraf
edildiği bildirilmektedir.

İlk teşkilatlarını İstanbul, Van, Trabzon gibi vilayetlerde kuran ve önemli
merkezlere Kafkas ve Rus Ermenilerini yerleştiren Taşnaksutyun komitesinin propaganda
merkezlerinden birisi de Paris idi. Ermeniler Osmanlı Devleti içinde ki faaliyetlerini
dış devletlerde kurdukları komite merkezleri sayesinde desteklemekteydi.

Berlin Kongresi neticesinde ortaya çıkan müstakil Balkan Devletleri, Rusya'nın
özellikle güneye yayılması karşısında sesiz kalmayacaklarını his-settirmeye
başlamışlardı. Rusya sıcak denizlere inmek için ele geçirmek is-tediği Erzurum-İskenderun
hattı için Ermenileri kullanmak istemekteydi. İn-giltere ise yine Rusların bu
politikası karşısında yani güneye inmelerini ön-lemek için Ermeniler yardım
ediyordu. 1880 Nisanın da İngiltere de Türk düşmanı olarak bilinen Gladstone'un
liderliğindeki Liberal parti iktidara gelmiştir. Yeni hükümetin politikası,
yakın doğuda İngiltere'nin Rusya'yı Boğazlardan ve Hindistan'a giden ticaret
yollarından uzak tutmak için Os-manlı Devletini korumak veya kuvvetlendirmek
değil, bu devlet içindeki kü-çük Hıristiyan unsurları ve bilhassa Ermenileri
kendi tarafına çekmek, onları kuvvetlendirmek ve giderek muhtariyetlerini ve
istiklallerini elde etmelerine yardım etmekti. Kahire'deki İngiliz yetkililerine
12 Kasım 1914 tarihinde Bogos Nubar Paşa Osmanlı Devletine karşı işbirliği telkinlerinde
bulunmuş idi. Yani yıllarca beraber yaşadığımız ve devletin yetkili kurumlarına
geti-rilen devlet adamları bile yabancı devletler ile işbirliği yapmaktan kaçınmı-yorlardı.
Bu hadise Osmanlı Devletinin ne kadar zor bir badireden geçtiğini de göstermesi
açısından önemlidir.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonraki hadiseler daha başka bir surette cereyan
etmiş, Ermeniler niyetlerini açık bir şekilde ifade etmeye başlamış-lardır.
Taşnaksutyun (Ermeni İhtilal Cemiyetleri Birliği) komitesi üyeleri, köylülere,
" Türklerin meşrutiyet ve hürriyetten maksadı Ermenileri kesmek-tir. Müsavat,
uhuvvet kelimelerine sakın aldanmayın. Ermeni'nin hürriyeti silah ve bombasıyla
hasıl olacaktır .Öküzünüzü satarak bomba alın"şeklinde telkinde bulunuyorlardı.
Bu telkinleri takip eden birkaç gün içinde ise Erme-ni silah tacirleri muhtelif
köylere ulaşarak köylünün kullanmasını bile bil-mediği silahları onlara satıyor
ve bu sayede köylüleri silahlandırmış oluyor-lardı.

Karahisar ve Suşehri ne bağlı köylerde silahlanma faaliyetlerine öncülük edenler
Penkanlı Piza Mığırdıç, Göğdin'li Murad, Suşehirli Dakesyan Atam, Şebinkarahisarlı
Karagözyan Himayak'tır.


Balkan muharebesi hengamesinde, Ermeniler ülkenin birçok yerinde pusular kurarak
Jandarmalar üzerine ateş ederek kötülüklerine devam ediyorlardı.

1329 (1913) yılı Ağustos ayında Şebinkarahisar'a yaz tatilini geçir-mek için
gelen Amerikalı öğretmen Hoborg'un Suşehri'nde bir bahçede yatmakta iken Ermeni
komitecileri tarafından öldürülmesi hadisesi bu cina-yeti Türklerin aleyhine
kullanılmak gayesi gütmekteydi. Ancak Amerika konsolos vekili Kek huzurunda
Suşehri'nde yapılan mahkemede cinayeti Ermenilerin işlediği anlaşılmıştır.

Suşehri'ne tabi Ezdebir nahiyesi Ermeni Manastırı Papazı Karih,in yapmış olduğu
şer faaliyetler hükümetin dikkatini çekmiştir. Hırsızlıkla ilgili bir arama
faaliyetinde Karih'in bir çok silah ve mühimmat ile yakalanması ve hapsedilmesi
neticesinde Karahisar piskoposunun göstermiş olduğu telaş dikkat çekmektedir.
Piskoposun bu tavrından da anlaşılacağı gibi Karih'in yapmış olduğu faaliyetlerden
kendisinin haberdar olmaması mümkün değil-dir.

Şebinkarahisar'ın Yaycı köyünde papazı Seponil dini işlerini bıraka-rak Müslümanlara
karşı harekete geçmişti. Seponil, Müslüman ahaliye göre bir papaz değil patrikhane
ve piskoposluğun milli işlerinde çalışan bir komi-teciydi. Seponil gezdiği köylerde
Osmanlı Devletinin girdiği savaşta mağlup olacağını ve Rus ordularının yakında
Erzurum'a gireceğini ve kendilerinin de arkadan Türk kuvvetlerine saldırı düzenleyerek
bozguna uğratacakları söylüyordu. Hatta daha önceleri köylülere dağıttıkları
silahların kullanılma zamanının da geldiğini bu ziyaretleri sırasında köylülere
ifade etmektedir. Penkanlı Piza Mığırdıç ise deri tüccarlığı yapmakta olup ticaret
yapmak ba-hanesiyle köyleri dolaşmakta ve daha önce dağıtılan silahların işe
yarayıp yaramadığını kontrol etmekteydi. Yine Mığırdıç bu gezileri esnasında
köylü-lere Osmanlı hakimiyetinin yerle bir edileceğini ve sadece Sivas muhitinde
otuz bin silahlı Ermeni'nin bulunduğunu ve köylerde eli silah tutan Müslü-manların
kalmadığını da söylemekten geri durmuyordu.


Bu propaganda sayesinde Ermeniler Türk ve Müslümanların muka-vemetini kırmayı
hesaplıyorlardı.

Şebinkarahisar piskoposu Vağnak Efendi, köyleri dolaşarak komite-nin hedeflerini
anlatmakta ve aynı zamanda, Şebinkarahisar isyanını sevk ve idare edecek olan
komitecilerle görüşüp onların faaliyetleri hakkında bilgi almaktaydı. Karahisar
Taşnaksutuyan komitesi azalarından Hosrov, tüccar-dan Hosesyan, Vahan Karagözyan,
Himayak başta olduğu halde Karahisar için yaptıkları hareket planlarını görüşmüşlerdir.


Piskoposluk aynı zamanda isyanda belirleyici unsur rolünü de üzeri-ne almış
oluyordu.

Birinci Dünya Savaşı'nın başarında Üçlü İttifak ve İtilaf gurubuna dahil, yani
dost veya düşman olsun büyük devletlerin her birinin Osmanlı Devletinden istekleri
vardı. Bu devletler savaş içerisinde kendi çıkarlarını korumak, geliştirmek
gayesindeydi ve bunun için de Ermenileri bir araç olarak kullanmakta devam etmek
istiyorlardı. Rusya ile yapılan ikili anlaşma ("Muamele",8 Şubat 1914)
gereği devletler arası huhuk'ta geçerlilik kazanan bir devlet belgesi halinde
tanzim edildi. Böylece "Ermeni reformu" nihayet başarıya ulaşmış,
uzun zaman sürüncemede kalan Ayastefanos (3 Mart 1878) ve Berlin antlaşmalarının
konuyla ilgili hükümleri hayata intikal ile tahakkuk ediyordu.


Yine Rusya'nın tazyiki ile İngiliz ve Fransızların da iştirakleriyle Ayastefanos'un
16. maddesi tekrar işerlik kazanmış ve Ermenilerle meskun olan Erzurum, Trabzon,
Sivas Van, Bitlis, Diyarbakır vilayetlerine iki yabancı umumi müfettiş tayini
ve bunlara valiler dahil bütün memurları görevden tayin ve azil haklarının tanınması
devletin otoritesini tamamen ortadan kaldırılmasını hedeflemekteydi.

Ermeniler de Osmanlı Devleti daha savaşa girmeden önce komitaları ve başta Patrikhaneleri
olmak üzere, hükümetin savaşa girmesi halinde, ala-cakları durumu kararlaştırmak
için bağımsız bir toplummuş gibi toplantılar düzenlemeye başlamışlardı. Galata
da ki Büyük Ermeni Merkez Okulunda, Patrikhanenin görevlendirdiği bir rahip
başkanlığında bir kurul, "Birleşmiş Milli Ermeni Kongresi" adı altında
toplantı yapmıştı. Aynı şekilde, Haziran 1914'te Erzurum da Taşnaksutyun komitesinin
sekizinci kongresi toplanmış ve iki hafta süren çalışmalardan sonra, Osmanlı
Hükümetine karşı şiddetli mücadeleye girişmeye karar verilmiş ve bunlar açıkça
söylenmiş ve yapıl-mıştı.


Birinci Dünya Savaşının başlaması ve Osmanlı Devletinin de savaşa girmesiyle
Ermeni komitaları, ülke çapında Türklere karşı sistemli şekilde harekete geçmişlerdi.
Komitacıların savaş esnasında yapmayı planladıkları eylemleri şu şekilde özetlemek
mümkündür.

1-Askere alınan Ermenilerin teker teker veya toplu bir halde, silahla-rıyla
birlikte ordudan kaçmaları ve Rus ordusuna katılmaları.

2-Yurt içinde karışıklık yaratmak suretiyle Türk askerlerini; köyleri-ni ve
ailelerini korumak amacıyla memleketlerine dönmeye zorlamak, pro-pagandalarla
Türk askerinin moralini bozmak,

3-Seferberlik, askeri ulaştırma düzenini bozmak, asker, erzak ve mühimmat ulaşımını
aksatmak veya kesmek,

4-Rus Silahlı Kuvvetleri, sınırı geçer geçmez silahlı bir ayaklanmay-la Türk
Ordusunu iki ateş arasında bırakmak,

5-Boşaltacakları köylerde, kiliselerini, evlerini, yiyeceklerini yak-mak, yangınlar
çıkarmak suretiyle Türklere bir şey bırakmamak ve yabancı devletlere zulüm görmüş
kimseler olarak tanınmak,

6-Kendilerine dost devletlerin hesabına casusluk yapmak.

Birinci Dünya Savaşı münasebetiyle Şebinkarahisar'daki erkek nü-fusun dörtte
üçü askere alınmıştır. Bu nüfus içinde Ermenilerde bulunmakta-dır. Ancak, Ermenilerin
niyeti askerlik değil askeri kışlalardan silah ve mü-himmat çalmak ve askerin
huzurunu kaçırmaktı. Şebinkarahisar dan 450 Ermeni'nin silahlarıyla birlikte
askerden kaçtıklarını söyleyecek olursak meselenin boyutu daha iyi anlaşılır.


Bu faaliyetleri organize edenlerin başında Hüsüs oğlu Vahanik, Yaycı köyü Papazı
Sponyon, Ziberli Kugas, Karagöz oğlu Humayak, Göğdinli Murad vardı. Yapılan
toplantıda Vahanik cemiyet başkanı oluyor Göğdinli Murad başkumandan, Karagöz
oğlu ile Yaycı köyü papazı Sponyon alay kumandanı olarak seçilmişlerdi.

Komitenin silah ve erzak ihtiyacı ise Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun Taşnaksutyun
ve Hınçak komiteleri tarafından temin ediliyordu. Gi-resun iskelesinde komisyonculuk
yapan iki Ermeni, Vahan Badilyan ve Kel Artin, gizlice saman balyalarının içinde
silah ve cephane geçirirken balya-lardan biri vinç den kurtulmuş ve arasından
silah ve cephane dökülmüştü. Gümrük memurlarının yaptıkları aramalarda balyaların
içinde 400 martinle birçok silah ve bol miktarda mermi yakalanmıştır.

Özellikle, Osmanlı Devletinin Birinci Dünya Savaşına girmesiyle is-yan hareketleri
yaygınlaştı ve silah altındaki Ermeniler, ferdi olarak veya toplu olarak ordudan
kaçıp silahlarıyla birlikte köylerde eşkıyalık yapmaya, güvenlik kuvvetlerine
ateş açmaya, diğer çete guruplarıyla ve Ruslarla işbir-liğine giriştiler.

Dahiliye Nezareti, ilk olarak 24 Nisan 1915 tarihinde, yaptığı çeşitli ikazlara
uymayan ve Anadolu'da ki hadiseleri sürekli körükleyen Ermeni komita merkezlerinin
kapatılmasına, belgelerine el konulmasına ve komita ele başlarının tutuklanmasına
karar verdi.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Şebinkarahisar'da meydana gelen ilk fiili Ermeni
hadisesi Pürk de meydana gelen hadisedir. 10 Şubat 1915 günü Erzincan'a gelmekte
olan Mülazım Nuri Efendi kumandasındaki Zara Gö-nüllü Takımına Ermeniler bir
bahane ile Pürk köyünden saldırmıştır. Bu sal-dırı hadisesi zamanında alınan
tedbirler sayesinde büyümeden önlenmiş ve yayılmasına müsaade edilmemiştir.


Köyde yapılan aramada 200 tüfenk, 400 tabanca, 10000 mermi, 150 kama, 52 kapsüllü
bomba, bir miktar bomba fitili ve bir miktar ilaç ele geçi-rilmiştir.

Bu hadiseden sonra sancağa bağlı beş kazada yapılan aramalarda 870 tüfenk, 1052
tabanca, 756 kesici alet, 1920 bomba, bir teneke bomba kapsülü, iki teneke barut
ve çok miktarda mermi ve sağlık malzemesi ele ge-çirilmiştir.

Üçüncü Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa 15 Nisan 1915 tarihin-de Başkumandanlık
Vekaletine göndermiş olduğu bir telgrafta Sivas vilaye-tindeki bölücü Taşnaksutyun
Cemiyeti'nin ordumuzun gerilerinde ayaklan-ma çıkarmak için Ermenileri ayaklandırdığından
bahis etmekte olup hadise-ler hakkında valilikleri ve kolorduları uyardığını
da ifade etmektedir.

Yine Sivas Valiliğinden Dahiliye Nezaretine 22 Nisan 1915 tarihinde gönderilen
telgrafta hadiseler şu şekilde özetlenmektedir: "Vilayet içinde Ermenilerin
toplu olarak bulundukları yerler, Şebinkarahisar, Suşehri, Hafik, Divriği, Gemerek,
Amasya, Tokat ve Merzifon dur. Şimdiye kadar Suşehri'nin Türk köyleriyle civarında
ve Hafik'in Tuzhisar, Horasan köylerinde ve merkeze bağlı Olataş nahiyesinde
yapılan aramalarda pek çok yasak silah ve dinamit bulundu. Ermenilerin bu vilayetten
30000 kişiyi silahlandırdıkları, bunlardan 15.000 kişinin Rus ordusuna katıldığı
ve diğer 15.000 kişinin de Türk ordusunun başarısızlığı halinde, ordumuzu gerisinden
tehdit edeceği yakalanan sanıkların ifadeleriyle kesinleşmiştir Ermeni Taşnak
komite çete reisi Murad Hambarsun Boyacıyan'ın sığındığı Tuzhisar köyüne gönderilen
güvenlik birlikleriyle Ermeniler arasında çatışmalar olmuştur, kaçanlar takip
edilmekte denilmektedir.

Alınan her türlü tedbire rağmen, Şebinkarahisar da iki ay sonra bir Ermeni isyanı
çıkmasının önüne geçilememiştir. Yakalanan bir miktar Ermeni asker kaçağının
15 Haziran 1915 sabahı askerlik şubesine nakilleri sırasında Ermeni komiteciler
muhafızları şehit ederek yakalanan asker kaçaklarını yanlarına alarak kaçmalarıyla
isyan başlamış oldu.

2 Haziran 1915 günü 500 silahlı Ermeni kendilerine katılan birçok asker kaçağı
ile birlikte Şebinkarahisar şehrinin İslam mahallelerini ateşe vermiş ve yangın
çıkarmışlar yapılan uyarılara tüfenk ve bombalarla karşılık vermişler ve yaklaşık
asker sivil 152 kişinin ölümüne sebebiyet vermişlerdir. Ölenler arasında Jandarma
Kumandanı Vasıf,Polis Memuru Tevfik ve Tah-sildar Memuru Kızıloğlu Emin Beylerde
bulunmakta idi. 1915 Haziranında Şebinkarahisar'da başlayan isyanı ünlü komiteci
Vahanik, Kirih Sponyon ve Humayak idare ediyordu. Göğdin'li Muradın idaresinde
400 kişilik silahlı bir kuvvet şehirde başlayan isyana destek vermek için gelmişlerdi.
Askerin ve polis kuvvetlerinin mukavemeti üzerine Şebinkarahisar'dan uzaklaşmak
zorunda kalmışlardı.

İsyancılar Şebinkarahisar kalesini ele geçirerek Türk askerine karşı müdafaa
tedbirleri almaya başlamışlar, Bayburt ve havalisinden firar eden ile Ezbider
(Akıncılar) papazı Kirih kumandasında kaleye sığınanlar ile birlikte sayıları
beş yüzü bulmuş, kadın çocukların sayısı ile bu rakam 2000 ulaşmış-tı.

Şebinkarahisar'da ki bu isyanı bastırmak için ilk başlarda yardım gelmemiş sadece
burada bulunan jandarma,polis ve askere sevk edilmek için toplanan 120 kişi
ile bir miktar milis kuvvet bu isyanı bastırmak için gayret gösteriyordu. İsyanın
güçlenmesi üzerine Suşehri'nden Erzincan'a gitmekte olan Binbaşı Ali Bey (Ali
Çetinkaya) kumandasındaki kıtaya ait silah ve mühimmatın bir kısmı buraya gönderilmiştir.


İsyanın dördüncü günü 19 haziran 1915 tarihinde Giresunlu Katip Ahmet kumandasında
35 kişilik gönüllü bir milis kuvveti ile Sivas Valisi Muammer Bey Şebinkarahisar'a
hareket etmiştir.


Beşinci gün sabahı ise Mahmut Kamil Paşa tarafından Neşet Paşaya verildi. Sivas
talimgahından Kumandan Neşet Paşa maiyetinde 600 mevcutlu 4 tabur iki adi dağ
topu ile Sivas'tan ayrıldı. Niksar'dan yola çıkan 100 mev-cutlu bir tabur kendisine
katıldı. Suşehri istikametine gitmekte olan yaşlı ve bakayalardan oluşan 234
kişilik bir kuvveti de Şebinkarahisar'a sevk etti. Erzincanlı Yüzbaşı Vasfi
Raşit Bey (Hukuk Fakültesinde Ordinaryüs Prof ) kumandasında bir bölük Şebinkarahisar'a
gelmiştir.

Sivas Valisi Muammer Bey 19 Haziran akşamı Şebinkarahisar'a u-laşmış ve Ermenilere
bir heyet göndermiştir. Heyet Ermenilerden ayaklan-madan vazgeçmeleri, maksat
ve tekliflerinin neler olduğunu, ayaklanmaya son verdikleri taktirde isteklerinin
uyuşma yoluyla halledilebileceğini bildir-di.

Valinin bu teklifini kabul etmek isteyen Ermeniler çıktı ise de bunlar papaz
Kirih ve komiteci Antranik tarafından kurşuna dizilerek kale burçla-rında iki
gün müddetle asıl tutulmuşlar ve diğer Ermeniler göz dağı verilmiş-tir. Bu arada
köylerdeki ve şehir merkezinde bulunan Ermeniler de gece ka-ralığında askeri
mevkilere ve evlere saldırılar düzenleyerek kaledeki Ermeni çetecilerine destek
vermekte idi. Gece baskınlarına katılanlardan ve şehre ateş açılan yerde bulunan
Küpelibahçe'de ki iki ev yıkılarak Ermeniler siper olmasına engel olmuştur.
Bu hadiseyi bahane sayan Ermeniler eşya ve erza-kın lüzumlu kısımlarını kaleye
taşıyarak geri kalan eşyaları ile evleri ateşe verdiler ve şehirde büyük bir
yangın çıkmış oldu. !296 (1880) den bu yana olan yangınların 11. si olan bu
yangın şehrin bir kül yığını haline gelmesine sebep oldu.

Bunun üzerine kaleye karşı top kullanmak lüzumu hasıl olmuştur. İsyanın 18.
günü Sivas'tan getirilen toplar Bayramköy sırtlarına yerleştirilip Ermeniler
teslim olmaları aksi taktirde topa tutulacakları ihtar edilmiştir. Bayram tepe
sırtlarından yapılan top atışlarından istenilen netice elde edil-memiş ve gönderilmesi
düşünülen mantelli topların acele sevki istenmiş ve 26 haziran günü toplar Erzincan'dan
hareket etmiştir. Ermeniler 27 Haziran günü kaleden çıkmak için kuşatmayı yararak
kaleden kaçmaya teşebbüs et-mişler Yüzbaşı Vasfi Bey ve bölüğünün mukavemeti
üzerine bunda başarılı olamamışlardı. Bu çatışmada Vasfi Beyin bölüğünün yarısı
kaleden atılan bombalar yüzünden ya yaralanmış ya da şehit olmuştur. Düşman
ise 232 za-yiat vermiştir.

Ermeniler isyanın 20. gecesi (2-4 Temmuz 1915) saat 24'de bir yarma harekatına
başlamışlardır. Atılan toplar, makineli tüfenkler, tüfenkler ve bombaların tesiriyle
şehir bir ateş alanına dönmüştü. Geriye püskürtülen Ermeni komiteciler bir daha
kaleye de girememiş ve kale saat 5'20 de Türk kuvvetlerinin eline geçmiştir.
Ermeniler ise Tamzara istikametinde yol al-maya ve önlerine çıkan kadın çocuk
demeden ne çıkarsa öldürmeye başladı-lar. Gösterilen mukavemet neticesinde Ermeni
çeteciler muvaffak olama-mıştır.


Tamzara sınırında 12 asker ve milis kuvvetlerin cesaretle direnmele-ri neticesinde
Tamzara'ya girememişlerdir. Ermeniler Tamzara ırmağı kıyı-sından Kabaktepe mevkiine
geçerek Eski köy sırtlarından Limes (Kıllıbaba) ormanına sığınmak zorunda kalmışlardır.
Ormana ulaşabilen Ermeni komi-tecilerin sayısı 150 kişi kadardı. Bu komitecilerin
peşine Binbaşı Asım Bey kumandasındaki takip müfrezesi gönderildi. Kıllıbaba
Ormanlarında takibe alınan isyancılar müfrezemizin takibi altında Rus kuvvetlerine
sığındılar. İsyancılara bu kaçışlarında Rum çetecilerinin de yardımları olmuştur.


Ermeni komitecilerin Şebinkarahisar'da giriştikleri bu isyan hareketi 403 Türk
ün şehit 176 Türkün de yaralanmasıyla neticelenmiştir. Osmanlı Devleti 12 Temmuz
1915 tarihinde yabancı hükümet diplomatlarına gön-dermiş olduğu telgrafta bu
isyanla ilgili yapılan faaliyetleri teferruatlıca an-latmaktadır. Bu sayede
Osmanlı Devletinin yaptığı müdafaanın meşruluğu ortaya konulmuştur.




TEHCİR MESELESİ




Osmanlı Hükümeti en son çare olarak tehcir kanunu adıyla meşhur olan sevk ve
iskan kanunu çıkarmıştır. 14 Mayıs 1331 (27 Mayıs 1915) tarihli bu geçici kanun,
"vakt-ı seferde icraat-ı Hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyece
ittihaz olunacak tedabir hakkında kanun-ı muvakkat" adını taşımakta ve
burada Osmanlı Devletine karşı casusluk ve hıyanetleri görü-lenlerin ayrı ayrı
veya birlikte savaş alanlarından uzak yerlere gönderilmesi istenmektedir.

Ermeni faaliyetlerinin tahammül edilemez bir hal alması üzerine Başkumandanlıktan
26 Mayıs 1915 tarihinde Dahiliye Nezaretine Ermenile-rin Rusya'ya değil, Osmanlı
sınırları içinde bir yere göç ettirilmeleri husu-sundaki görüş bildirilmiştir.
27 Mayıs 1915 tarih sevk ve iskan kanununda doğrudan Ermenilerden bahsedilmemektedir.
Burada Ermeniler dışındaki azınlıklardan ve özellikle Müslümanlardan da bahsedilmektedir,
Ermeniler-den ise birçok yerde başlattıkları isyanlardan ve hıyanetlerinden
dolayı söz edilmektedir.

İçişleri Bakanı olan Talat Paşanın 28 Ağustos 1915 tarihli tehcirle ilgili talimatının
bazı maddelerinde şöyle denmektedir.

1-Tehcire tabi tutulan, araba veya yaya olarak seyahat eden gruplar, en yakın
demiryolu istasyonuna götürülerek oradan gidecekleri yere trenle sevk edilecekler.

2-Tehcire tabi tutulanlar, tren istasyonlarına varışlarında aile reisleri asker
olan veya bakacak kimsesi bulunmayan kadın ve yetimler, durumlarını belirten
resmi evrakı yetkili görevlilere ibraza etmeleri halinde, tehcir edil-meyerek
istasyon civarındaki şehir, kasaba ve köylere yerleştirilecekler.

3-Muhacirlerden hediye kabul eden ve rüşvet alanlar derhal Divan-Harbe sevk
edileceklerdir. Valiler, kaymakamlar, şube müdürler sevkiyatları tanzim etmek,
seyahat ve konaklamalarda gerekli tedbirlerin alınması ve ta-limat çerçevesinde
hareket edilmesi istenmektedir. Sadece bu talimattan hareket etmiş olsak bile,
her şeye rağmen Osmanlı Devletinin Ermenilere karşı ne kadar müsamahakar ve
hoşgörülü davrandığını anlamak mümkün olabilir.

Netice Olarak; Osmanlıların, Ermenileri kasten ve önceden hazırla-dıkları bir
planla imha etmek maksadında olduklarını iddia etmek, tarihi ger-çekleri tahrif
etmektir. 1915'de vuku bulan şudur: mensuplarının çoğu yalnız devlete karşı
açıkça isyan etmekle kalmayıp, aynı zamanda, ülkeyi işgal e-den dış düşmanlarla
işbirliği yapan ve Türk ordularının hatlarının gerilerinde sivil halka karşı
bir tedhiş ve kırım kampanyası yürüten etnik bir gruba karşı güvenlik önlemleri
uygulanmıştır. Ermeni militanları, daha önce planlarının hazırlamış oldukları
bir stratejiye göre hareket ediyorlardı.

Ermeniler, tıpkı 93 harbi sırasında olduğu gibi, I. Cihan harbinde de Ruslara
ve müttefiklerine büyük yardımda bulundular. Osmanlı Devletinin ölüm kalım savaşı
yaptığı bir sırada, devleti arkadan vurdular. 1915'de Türk-lerle Ermeniler arasında
meydana gelen hadiselerde Ermenilerin imha edil-mesi gibi bir politikadan bahis
etmek ilmi ve objektiflik açısından imkan-sızdır. Bu hadiseler, savaş şartları
içinde vuku bulan hareket ve karşı harekettir ve her iki tarafta epeyce kayıp
vermiştir. Yaklaşık olarak, Ermenilerden 300.000-500.000 arası kişi, Türkler
ve öteki Müslümanlardan da 1.000.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Son yıllarda
Osmanlı Devletine ait vesikaların gün ışığına çıkarılması ve ilim adamlarının
objektif tenkitlerine sunulması neticesinde Ermeni meselesi sağlıklı bir şekilde
öğrenilmeye baş-lanmıştır. Batılı devletlerin tazyikiyle Osmanlı Devletine isyanı
meşru hale getirmek isteyenler belgelerin ortaya konulması neticesinde kendilerini
eleş-tirmeye başlamışlardır.

Özellikle yabancı ilim adamlarının bu belgeler doğrultusunda ki ifadeleri Türk
Milleti için önemlidir. Asırlarca beraber yaşadığımız Ermenilerin ülkemizin
zor zamanlarında giriştikleri isyan ve katliam hareketlerinde yine de dış güçlerin
parmağı olduğunu bilmekteyiz. Ancak devletimize başkaldıranlara da meşru zeminlerde
söylenecek sözlerimiz olmalıdır ve zamanına göre de bunlar söylenmiştir.


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this