1915 ŞEBİNKARAHİSAR ERMENİ İSYANI

Anasayfa » Bilimsel Bildiriler » 1915 ŞEBİNKARAHİSAR ERMENİ İSYANI
share on facebook  tweet  share on google  print  

1915 ŞEBİNKARAHİSAR ERMENİ İSYANI

"Bilimsel Bildiriler" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar

 

                                                Yrd. Doç. Dr. Muammer DEMİREL*

 

            Ermeniler asırlarca Türk yönetimi altında sadık vatandaşlar olarak yaşadılar. Bu nedenle onlara “millet-i sadıka” denildi. XIX. Yüzyıla gelindiğinde Fransız İhtilali Osmanlı Devleti’nin Avrupa topraklarındaki gayrimüslimleri derinden etkilemiş ve bir  biri ardına hepsi bağımsızlık hareketine kalkışmışlardı. Önceleri bu hareketlerden etkilenmeyen Ermeniler, onlara yönelik yoğun ve uzun propagandalar neticesinde XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra kıpırdamaya başladılar. Osmanlı Devleti’ndeki Ermenilerin ayrılık fikirlerine kapılmalarını Fransız İhtilâlinin yaydığı fikirler etkilediği gibi esas etkiyi diğer etkenler yapmıştı. Bu etkenlerin başında Rusya’nın faaliyetleri gelmekteydi. Rusya, Osmanlının Avrupa topraklarını büyük çapta parçaladıktan sonra Anadolu topraklarına yönelmişti. Anadolu’da kendi lehine karışıklık çıkaracak unsur olarak Ermenileri gören Rusya, her Osmanlı-Rus savaşı sırasında Ermenilere yönelik yoğun propagandalara girişmiş ve onlara her defasında muhtariyet ve bağımsızlık vaatleri yapmışlardı. Savaşlardan sonra bu vaatlerıini her defasında unutmasına rağmen 1828’den beri Ermeniler arasından Rusya lehine bir sempatinin oluşmasına ve ayrılıkçı fikirlerin yerleşmesine sebep olmuştur.1 İkinci önemli etken XIX. yüzyılın başından itibaren Türkiye’de faaliyet gösteren Hıristiyan misyonerlerdir. Türkiye’de eğitim ve sağlık gibi insani maksatlarla faaliyette bulunan misyonerlerin geliş gayesi Müslümanları Hıristiyanlaştırmak iken bunun mümkün olmadığını gördükten sonra yerli Hıristiyanlara yönelmişlerdi. Bu arada özellikle Ermeni gençleri arasında özgürlük ve bağımsızlık gibi fikirlerin yerleşmesine çalışarak onların Osmanlı Devleti aleyhine ayrılıkçı  fikirlere sapmalarında önemli katkılarda bulunmuşlardı. Bunu yaparlarken de batılı devletler adına Ermenilerin koruyuculuğu rolünü oynuyorlardı.[2] Üçüncü etken de batılı devletlerin, özellikle İngiltere’nin, Ermeniler lehine ıslahat istekleri ile Osmanlı Devleti nezdindeki girişimleri idi ki, bunu da güneye doğru Rus yayılmasını önlemek için yapıyorlardı.[3]

            Birinci Dünya Savaşının yaklaştığı yıllarda Ermeniler de Rus desteği ile hazırlıklarını tamamlıyor ve çıkacak savaşta Osmanlı Devleti’nin karşısında bulunan devletlerin ,muhtemelen Rusya’nın, yanında yer alarak Doğu Anadolu’da bir Ermenistan oluşturmayı hayal ediyorlardı. Bu hayal ile Ermeniler yurt içinde ve yurt dışında bütün güçleri ile hazırlıklarını tamamlıyorlardı. Bu hazırlıkların başında da silahlanma ve silahlanan Ermenilerin savaşa hazırlanması geliyordu. Taşnaksutyun ve Hınçak ihtilalci Ermeni örgütleri ihtilâlciliği ve silahlandırma faaliyetleri birbiri ile de rekabet içinde yürütmüşlerdi. Örgütlerin Ermeni halkı silahlandırmasında, özellikle Doğu Anadolu’da, Rusya’nın direk katılımı vardı. Rusya bunu çok sistemli bir şekilde yapıyor ve günü geldiğinde de kullanmayı planlıyordu. Komitelerin gayretleri de Rusya’nın işini kolaylaştıran bir unsur idi. Ermenilerin silahlandırılması işi Rusların her hareketini yakından takip eden İngilizlerin  de dikkatinden kaçmamıştı. İngiltere’nin Erzurum Konsolosu Monahan 1 Mart 1913’de İstanbul’daki  İngiliz Büyükelçisine verdiği raporda; Rusya’nın, günü geldiğinde kullanmak üzere Ermenileri silahlandırdığını bildirmiştir.[4]

Van Konsolosu da 4 Nisan 1913’deki raporunda, Ermenilerin makineli tüfeklere ve hatta topa bile sahip olduklarını, Rusya’nın Nasturilere 3000 tüfek ve bir top gönderdiği, Ermenileri cesaretlendirmek için bir Rus uçağının şehir üzerinde göründüğünü bildirmiştir.[5] Van Konsolosunun 10 Ocak 1914 tarihli raporunda ise, Taşnaksutyun örgütünün bu yıl ki faaliyetinin silah ithalatı ve onları taraftarlarına dağıtmak olduğunu bildirmiştir.[6] Bu durumu Osmanlı Hükümet yetkilileri de yakından takip etmişler. Nitekim Harbiye Nezareti’ne  Doğu Anadolu’dan verilen raporda, Rusya’nın Doğu Anadolu Ermenilerinden çeteler teşkil etmek için soktuğu silahlarla doğu vilayetlerinde Ermenilerin yaşadıkları yerlerin silah depoları haline geldiği bildirilmiştir.[7]

Ruslar ve onların güdümünde hareket eden Ermeni komiteleri, Doğu Anadolu’nun diğer yerlerine olduğu gibi Sivas bölgesine de önem vermekte idiler. O devirde Sivas bölgesi içinde yer alan Şebinkarahisar doğu cephesindeki Türk ordusunun ikmal yollarından birinde yer alıyordu[8]. Birinci Dünya Savaşında karargahı Erzurum olan doğu cephesi Türk kuvvetlerinin silah ve mühimmatı üç yoldan ulaştırılıyordu. Bunlardan en önemlisi Şebinkarahisar yolu idi. Karadeniz’in Giresun ve Ordu limanlarına deniz yolu ile getirilen silah ve mühimmat kara yolu ile Şebinkarahisar’a ve oradan vadi yolu ile Erzurum’a ulaştırılıyordu. İkinci yol Trabzon limanı ve Gümüşhane-Bayburt kara yolu idi. Üçüncüsü ise Sivas Şarkışla’ya kadar trenle ve oradan yine kara yolu ile Erzurum’a ulaşıyordu. Bu üç yoldan en ekonomik ve güvenli olanı Şebinkarahisar yolu idi.

Meşrutiyetten sonra sağlanan hürriyet ortamını silahlanma için fırsat olarak değerlendiren Ermeni komiteleri Şebinkarahisar Ermenilerini de büyük ölçüde silahlandırdılar. Ermeni din adamları ve öğretmenler silahlandırma işinde gönüllü olarak yer aldılar. Savaş başladıktan sonra Şebinkarahisar’ın Yayancı köyü papazı, Patrikhane aidatını toplamak bahanesiyle Ermeni köylerini dolaşarak onları daha fazla silahlanmaya ve savaş patlak verdiği için bekledikleri günün geldiğinden bahsederek isyan etmeğe zorlayan propagandalar yapmıştır. Papaz Siponyan propagandalarında şöyle diyordu:      “Osmanlı Hükümeti ilân-ı harp etti. Şimdiye kadar toplanan silahların kullanılması vakti geliyor. Az zaman sonra Türkler Ruslara mağlup olacaklar, Ruslar önden biz arkadan Osmanlı Ordusunu perişan edeceğiz. Vaktiyle silahları alırken çekingenlik gösterenler şimdi anlayacaklar ve Ermenistan’ın teşekkülünü görerek bu işlere çalışanları takdis edecekler.”[9]

1915 yılı ilkbaharında bütün silahlanmalar böylece tamamlanmıştı ve sıra bunları kullanmaya gelmişti. Nitekim III. Ordu  Sivas bölgesindeki bu silahlanma ve isyan hazırlığının tamamlandığını tespit ederek İstanbul’a bildirmiştir. Bu yazıda Sivas bölgesinde Taşnaksutyun komitesinin ordumuzun gerilerinde ayaklanma çıkarmak amacıyla Ermenileri silahlandırdığının tespit edildiği ve tedbir alınması gerektiği bildirilmiştir.[10] Bu durumu Şebinkarahisarlı bir Ermeni’nin anlattıkları da doğrulamaktadır: “Buradaki Ermeniler önceden çok kuvvetli bir şekilde silah ve mühimmat yığınağı yapmışlardı ve uzun zaman direne bilirlerdi.”[11]

1915 yılı ilkbaharında  top yekun harekete geçen Ermeni komiteleri, Van, Erzurum ve Sivas bölgelerinde ayaklanmaya başladılar. Rusya, ayaklanmaları silah ve cephane yönünden desteklemekle birlikte aynı zamanda çetelerin sevk ve organizasyonunda da aktif  rol oynuyordu. Türkiye’den Rusya’ya kaçan Ermeni gençlerinden  Kafkasya’da Ermeni gönüllü alayları oluşturuldu. Bunların bir kısmı Rus Ordusu saflarında görevlendirilirken bir kısmı da tekrar Türkiye sınırından gizlice içeri sokularak   isyancı Ermenileri desteklemek ve Osmanlı Ordusunu arkadan vurdurmak için görevlendirildi.[12] Anlatılan faaliyetler her tarafta Ermeni olaylarının alevlenmesine neden oldu.

Sivas ve Giresun bölgesinde Şebinkarahisar, Ermeni komiteleri tarafından bir üs olarak plânlanmıştı. Bölgede Ermeni nüfusun diğer yerlere göre daha yoğun olduğu, bölgenin dağlık ve savunmaya elverişli bir coğrafya olması sebebi ile, buradan Orta Anadolu veya Karadeniz bölgelerine doğru büyük bir hareket yürütülecek şekilde yığınak yapılmıştı. Şebinkarahisar isyanın liderliğini Suşehri ve Sivas’ta da daha önce olaylara karışan papaz Kırıh ve Antranik yapmışlardı. Ermeniler bütün hazırlıkları yapıp bir kıvılcım bekliyorlardı. 15 Haziran 1915 günü polis ve jandarma Ermeni mahallesine asker kaçaklarını aramak üzere gittiklerinde evlerden üzerlerine ateş açıldı. Böylece isyanı başlatan Ermeniler, ilçenin haberleşmesini kesmek için derhal telgraf ve telefon tellerini kestiler. Bu ilk ateşte polis ve jandarmada şehit ve yaralanmalar olmuştur. Olayı başlatan Ermeniler evlerinden açtıkları mazgallardan Müslüman mahallesindeki halkın ve güvenlik kuvvetlerin üzerlerine kurşun ve bomba yağdırmışlardı. Ermeniler bir taraftan çatışırken diğer taraftan kasabadan iki yüz metre yüksekte yer alan kaleye silahlı ve silahsız bütün Ermenileri, erzak, silah ve mühimmatı sevk ettiler. Sabaha kadar bütün Ermenileri kaleye nakletmeyi tamamladılar. Kalede isyandan önce de çok miktarda silah cephane ve erzak depolandığı için kale uzun süre direnilebilecek duruma getirilmişti. Kaleye çekilme tamamlanınca İslam mahalleleri ateşe verildi. Söndürmek için giden güvenlik kuvvetleri ve halkın üzerine kaleden kurşun ve bomba yağdırıldığı için hiçbir müdahalede bulunulamadı ve bir iki yüz  evden başka bütün şehir yandı.[13]

            Çoğunluğu bölge dışından gelmiş beş yüz kişilik  Ermeni çetesi kalede direnişe geçmişti.[14] Kaleye eşkıya ile birlikte iki bin kadar Ermeni halk ta toplanmıştı.[15] Böylece başlayan çetin mücadele üzerine Türk güvenlik kuvvetleri ciddi tedbirler aldılar. Buraya yeterli miktarda asker,silah,dağ topları sevk edildi. Askeri kuvvetleri komuta etmek üzere 3.Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa,Neşet Paşayı tayin etti. Ayrıca Sivas Valisi Muammer Bey de olay yerinde görevlendirildi.[16] Kuvvetlerimiz çevreden buraya gelebilecek Ermeni desteğini önlemek diğer yolların güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda da çevre yerlerdeki Ermenilerin de böyle bir isyana kalkışmaması için tedbirler aldı.

            Telefon ve telgraf hatlarını korumak üzere Yüzbaşı Ziya efendi komutasında 30 kişilik süvari Suşehri’nde  görevlendirildi.

Suşehri’nde bulunan cephaneyi korumak ve Erzurum-İstanbul yolunda bulunan topları muhafaza etmek üzere 203 kişilik bir kuvvet Suşehri’nde görevlendirildi.

Kaleden giriş çıkışı sağlayan üç yol jandarma tarafından tutuldu. Bunları desteklemek içinde yeni kuvvetler ve gönüllüler sevk edildi. [17]

Giresunlu gönüllüler 19 Haziran günü, Sivas Valisi Muammer Bey aynı gün ve Neşet Paşa da birlikleriyle ertesi gün Şebinkarahisar’a vardılar. [18]

Bu arada Ermenilere bir heyet gönderilerek isyanı sona erdirmeleri istenmiş ve onların makul olan tekliflerinin kabul edileceği,bu arada af edilecekleri de bildirilmişti.[19]

Neşet Paşa ve Karahisar Mutasarrıfı imzalarıyla Ermenilere gönderilen mektupta şu teklifler yer alıyordu :

            1-25 Haziran 1915 Cuma günü saat:13.00 de kaleye beyaz bayrak çekilmesi.

            2-Bir miktar askerin kaleye girmesine izin verilmesi

            3-Ellerinde bulunan silah ve cephaneyi teslim etmeleri.

            4-Bütün bunların yapılması karşılığında hiç birisinin mallarına ve canlarına dokunulmayacak,Sivas’a kadar güven içinde nakledilmeleri sağlanacaktır.[20]

Ermeniler bu tekliflere hiçbir şekilde yumşak bakmıyorlardı. Onların tek emeli müttefiklerin,özellikle Rusya’nın yardımının yetişmesi ile istiklâllerini ilan etmeleri idi. Bunun için de sonuna kadar çarpışmakta kararlı idiler. Nitekim kalede teslim olma teklifini gerçekten kabul etmek isteyen Ermenileri papaz Kırıh ve Baron Vartiyan Antranik,kalenin içinde aleni olarak kurşuna dizdirmişlerdi. Bu durum kale teslim alındıktan sonra orada bulunan Ermeniler tarafından anlatılmıştır.[21] Bununla birlikte yardımların yetişmesi için zamana ihtiyaçları olduğu düşüncesi ile Türk kuvvetlerini oyalamak için teslim olacaklarmış gibi karşı cevabı mektup yazdılar. 2 Temmuz 1915 tarihli mektup şöyledir:

“Mercanyan Nişan ve Baron Vartian Antranik ağalara gönderilen mektubu aldık. Kendi  isteğimizle teslim olduğumuzda dokunulmayacağını vaat etmenize teşekkür ederiz. Ahalinin tamamı teslim olmaya hazırdır. Silahı olanların da bir kısmı halk ile ayrı görüşte olmasına rağmen bir kısmı inat ediyor. Onları da kandırmaya çalışıyoruz, birkaç güne kadar herhalde başarırız ve hükümetin teklifini yerine getiririz. Yalnız şunu ilave ederiz ki, ikna olmayanlar hükümete muhalefet için olmayıp,sırf hayatlarının korkusundan olmakla ve daha fazla güven verilmesini rica ederiz. Öncelikle af ilan edilirse memlekete ve bu talihsiz ahaliye büyük ve unutulmaz bir insaniyet ve nimet olacağından bu suretle meselenin çözülmesini istirham eyleriz”[22]

Türk yetkililer bu mektupta belirtilen teslim olunacağı sözlerine güvenmiyorlardı. Çünkü sürekli ateş eden kuvvetli direnme gösteren Ermenilerin gerçek niyetlerini tahmin ediyorlardı. Bunun için silah ve asker yönünden yığınak yapmaya devam ediyorlardı. Bu arada Ermenilerin daha fazla güvence isteyen mektubuna 2 Temmuz’da cevap verilerek daha fazla teminat verilmeye çalışılmıştı. Bu mektupta şöyle deniliyordu:

 

            “2 Temmuz 1915 tarihli yazınızı aldık. Hükümet-i Seniyyenin kesin arzusu hilafına ve halkın kızgınlığına sebep olan Karahisar hadisesini bir an önce iyi bir şekilde sonuçlandırmak ve zararın mümkün olduğu kadar önünü almak için silahlı ve silahsız bütün halkın teslim olması gerektiği için bunu önceden bildirdik. Binlerce çocuk, kadın ve masumun yok olması hükümet adaletine, insaniyet anlayışına sığdıramadığımız için çoğunluğu oluşturan bu masum ahalinin hayatını ve barış yanlılarının hayatını da güvence ve garanti altına aldık. Öncelikle mevcut durumun bir an evvel sükun ve teslimine yaklaşma  yine sizin ve bütün Ermenilerin menfaati icabı olduğu için bunu vaktinde bildirdik. Ermeni milletinin menfaatini artık takdir ettiğinizi ümit ettiğimiz için yarın saat beşe kadar zaman veriyoruz. Padişahın affını elde etmek tabii olarak bir iki gün zarfında mümkün olacaktır. Bunun icabına ortalık yatıştıktan sonra bakılacaktır. Her şeyden evvel umumun müsterih olarak tayin olunan şekilde silahlarını teslim etmesi ve sonra da hükümetçe uygun yerlerde tamamınızın derhal iskân ve iaşe olunacağı ve zararlarınızın mümkün mertebe giderilmesine çalışılacağı Osmanlının halkını koruma düşüncesi ile beyan olunur.”[23]

Ermeniler bu yazışmalar devam ederken bir taraftan da kuşatmayı yararak kaleden çıkmaya çalışıyorlardı. 27 Haziran günü kaleden çıkarak kuşatmayı yarmaya teşebbüs ettiler. Fakat verilen sert karşılık neticesinde yeniden kaleye çekilmek zorunda kaldılar.[24]Yiyecek, silah ve mühimmatlarının azalması üzerine Ermeniler, teslim olmak ve kuşatmayı yararak çıkmak gibi iki tercihten birini seçmek zorunda kaldılar. Teslim olmayı akıllarına bile getiremeyen komiteciler, son mektubun süresini beklemeden çıkış hareketini başlattılar. 3 Temmuz günü sabah saat 3’de huruç hareketine giriştiler. Bu sefer başarılı olan Ermeniler Türk Mahallelerine saldırıya geçtiler. Türk mahallesindeki sakinler ve askeri kuvvetlerin karşılık vermesi üzerine mahallelere giremediler. Bunun üzerine asiler Tamzara ırmağından Kabak tepe mevkiine Eski köy sırtlarından Limes (Kıllıbaba) ormanına kaçtılar. Ermenileri takiben Binbaşı Asım Bey komutasında bir müfreze görevlendirildi. Fakat 3-4 günlük takip hareketinden sonra müfreze Ermeni çeteleri gözden kaybetti.[25] Kaleden çıkıp kaçan Ermeni çetelerin sayısı 300 aşkındı. Bunlar daha sonra Sivas’ın çeşitli yerlerinde güvenlik kuvvetlerine ve özellikle halka karşı saldırılarda bulundular. Bu saldırılarda çok sayıda Müslüman katledildi.[26]

Asiler kaçtıktan sonra kale ve içindeki Ermeni ahali teslim alınarak kasabada güvenlik sağlandı ve Türk birlikleri Erzurum’a sevk edilerek Şebinkarahisar’da sadece İkinci Giresun Seyyar Jandarma Taburu bırakıldı.[27]

İsyan sırasındaki saldırılarda askeri kuvvetlerden ve jandarmadan  ikisi subay olmak üzere 84 şehit,140 yaralı ve Müslüman halktan 30 şehit ve 20 yaralı olmuştur.[28] Ermenilerden ise 230 civarında ölü olduğu tespit edilmiştir.[29] İsyanın devam ettiği 25 gün zarfında halk ve hükümet yüz binlerce lira zarara uğramıştır.[30]

Bu olay Osmanlı Hükümetinin tehcir kanununu 27 Mayıs 1915 çıkararak Ermenileri savaşsız bir bölgeye göç ettirmeye başlamasında ne kadar haklı olduğunu göstermiştir. Tehcirin uygulanmaya başlamasından sonra meydana gelen bu olay sonuç itibarıyla görülmüştür ki çok uzun bir hazırlık devresinden sonra patlak vermişti. Osmanlı ordusunun savaş cephesinden nispeten uzak olan bir yerde çıkan isyan orduyu uzun zaman uğraştırmıştı. Şayet tehcir uygulanmamış olsaydı ve bu tip olaylar savaş bölgelerinde topluca meydana gelseydi, o zaman Müslüman halk ve Türk ordusu için gerçek bir felaketin ortaya çıkacağı aşikardır. Bütün bu bilgilerin ışığında  şu sonucu çıkarabiliriz ; Osmanlı hükümeti kendisi için zor ve masraflı olan tehcir yolunu seçmekle Ermeni halkı da Ermeni çetelerin gerçek katliamından böylece kurtarılmış olduğu görülmektedir.

 

             

  

     

 

 



*    Atatürk Üniversitesi

1     Geniş bilgi için bkz. Muammer Demirel, Birinci Dünya Harbinde Erzurum ve Çevresinde Ermeni Hareketleri (1914-1918), Ankara l996, s.2-20

[2]     Bkz. Jeremy Salt, Imperialism, Evangelism and Ottoman Armenians 1876-1896, London 1993, s.30-39

[3]     Akabi Nassibian, Biritain and the Armenian Question 1915- 1923, New York 1984, s.1-32

[4]     FO, 371/1773, 12657

[5]     FO, 195/2450, 9

[6]     FO, 371/2130, 5748

[7]     ATASE Arşivi, K.2811, D.26-522, F.33

[8]     İhsan Sakarya; Belgelerle Ermeni Sorunu, Ankara 1984, s.227

[9]     Ermeni Komitelerinin Amâl ve Hareket -i İhtilâliyesi, İstanbul 1332, s.277

[10]    3.Ordu Komutanı Mahmut Kamil Paşa imzası ile 2 Nisan 331 tarihinde Başkumandanlık Vekaletine bildirmiştir. ATASE Arşivi, K. 311, D.1028/1264, F.2 nakleden Sadık Sarısaman; "Birinci Dünya Savaşında  Şebinkarahisar Ermeni İsyanı", Giresun Tarihi Sempozyumu (24-25 Mayıs 1996) Bildirileri, İstanbul 1997, s.203; Askeri Tarih Belgeleri Dergisi (ATBD), sayı 85, s.35

[11]    Viscount Bryce, The Treatment of Armenians in the Ottoman Emprire, London 1916, s.296

[12]    29 Ekim 1914 tarihli Batum İngiliz Konsolosunun raporu FO, 371/2147, 74733; Aynı konuda FO, 371/2146, 68443

[13]    Ermeni Komitelerinin..., s.278

[14]    ATBD, sayı 81, s.161

[15]    Sarısaman, a.g.m., s.205

[16]    Sarısaman, a.g.m., s.205

[17]    Sivas'da Kolordu Komutan Vekili Pertev Bey'den 2.4.331 (15.6.1915) tarihli şifre ile 3. Orduya bildirilmiştir. ATBD, SAYI 81, S.161-162

[18]    Sarısaman, a.g.m., s.205

[19]    Hasan Tahsin Okutan, Şebinkarahisar ve Civarı, Giresun 1949, s.23-24

[20]    ATASE Arşivi, K.311, D.1028/1264, F.3-3 nakleden Sarısaman, a.g.m.,s.206.

[21]    Ermeni Komitelerinin.., s.279; Okutan, a.g.e.,s.23.

[22]    ATBD, sayı 81, s.71-73.

[23]    ATBD, sayı 85, s.72-74..

[24]    ATASE Arşivi, K.311, D.1028/1264, F.3-6 nakleden Sarısaman, a.g.m., s.207

[25]    ATASE Arşivi, K.311, D.1028/1264, F.3-6,7,9,11 nakleden Sarısaman, a.g.m., s.207-208

[26]    Ermeni Komitelerinin..., s.279

[27]    ATBD, sayı 85, s.80-81

[28]    Ermeni Komitelerinin..., s.279

[29]    Sarısaman, a.g.m., s.207

[30]    Ermeni Komitelerinin..., s.279


Tür : Bilim Tarih : 13.07.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
facebook  googleplus  Twitter  Delicious  Digg this